23 Mayıs 2013 Perşembe

ALBERT CAMUS-YABANCI









"İnsan ne de olsa daima biraz kabahatlidir." sf25

"Benim pijamalarımdan birini giymiş,kollarını sıvamıştı.Gülünce onu yine arzuladım.Biraz sonra, onu seviyor muyum diye sordu.Ona bu sorunun manasız olduğunu söyledim,galiba hayır diye de ekledim.Mahzunlaştı.Ama öğle yemeğini hazırlarken hiç yoktan öylesine güldü ki onu öptüm..."sf38

"Hayatımda bir değişiklik yapmak ilgimi çekmiyor mu diye sordu.Ben de,insanın hiçbir zaman hayatını değiştirmediğini,her hayatın birbirine benzediğini,oradaki hayatımdan şikayetçi olmadığımı söyledim."sf43

"Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi  ki.Sağlıklı bütün insanlar,sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir." sf62

"Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur,onun için susarım."diye cevap verdim." sf64

"Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi,ona hak veriyormuş gibi yaparım,bu sefer de öyle yaptım."sf66

"Tutukluğumun başlangıcında en zoruma giden şey,kafamda hala özgür adam düşüncelerinin bulunmasıydı.Mesela birdenbire bir plajda olmayı, denize doğru ilerlemeyi istiyordum.Ayaklarımın altında ilk dalgaların seslerini,vücudumun suya girişini ve bundan duyduğumu ferahlığı zihnimden geçirince aniden hapishane duvarlarının nasıl da dar olduğunu hissediveriyordum. Fakat bu ancak birkaç ay sürdü.Sonraları,sadece mahkumlara özgü düşünceler besler oldum.Bahçede yapacağım günlük gezintiyi ya da avukatımın ziyaretini bekliyordum.Zamanımın geri kalan kısmını gayet iyi düzenlemiştim.O zamanlar sık sık şöyle düşündüm; beni kuru bir ağacın gövdesine hapsetseler de başımın üstündeki gök parçasına bakmaktan başka yapacak işim olmasa da yavaş yavaş ona da alışacaktım. Kuşların geçişlerini,bulutların birbirlerine rastlayışlarını bekleyecektim,nitekim burada da avukatımın acayip kravatlarını görmek için,başka bir alemde de Marie"yi kollarımın arasına almak için cumartesiye kadar sabrediyordum.Halbuki iyi düşünülürse kuru bir ağacın gövdesi içinde değildim.Benden daha mutsuz olanlar da vardı.Zaten annem de böyle düşünürdü; sık sık, insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarlardı."sf72

"Bir tek gün dışarıda yaşamış olan bir kimse,hiç zahmetsiz yüz sene hapiste kalabilir."sf74

"Hayır, çıkar bir yol yoktu ve kimse hapishanelerdeki akşamların nasıl olduğunu tasavvur edemezdi."sf76

"Annem hep insanın tam anlamıyla mutsuz olamayacağını söylerdi."sf102






17 Mayıs 2013 Cuma

TOMRİS UYAR-YAZA YOLCULUK









"Demek bütün ihtiyar kentlerde en az bir kere yaşabiliyordunuz,düşte ya da gerçekten."sf17

"Alınabilecek her hakkın yüzyıl süreyle ertelendiği bir ülkedeydim."sf18

"Bir ömre bir tek yaşamın az geldiğini bilirseniz,bir yazarsınız."sf21

"Yıllar sonra bakıldığında,irkiliniyor."sf23

"Hep göklerde yaşadım ben.Önceleri paraşütçüydüm,sonra para kazanmak için cam siliciliği yaptım,şimdi de cam-silicisiyim ya.Anlayacağınız,benim işim uçmak.Her anlamda."sf27

"Yeryüzü,iki deniz arasında bir nokta demek,iki kent arasında bir istasyon."sf27

"Her sabah yeni bir güne girebilmek,yaşamaya bir kere daha alışabilmek için yaptığı temrinlerdi:hemen saate bakmak,radyoyu açmak,bir sigara yakmak."sf43

"Tek başına yaşamayı başaran kişilerin bencil olduklarına inanıyorduk nedense,bencil olmak zorunda kaldıklarına."sf76

"Şimdilerde resmi bir kusursuzluk adına gençliğimizi nasıl tükettiğinizi,insan cinselliğini nasıl yok saydığınızı,onun yerine dostluğu nasıl abarttığınızı düşünüyorum da şu topluma bakıp.Gülünç!"sf82

"Sevginin anlamını bilemiyorum artık-o sözcüğü kullanmadan."sf83


23 Ocak 2013 Çarşamba

KAVİM- AHMET ÜMİT



"... Keşke yalan da olsa dünyada adalet diye bir şeyin var olduğuna inanabilseydim ama inanamıyorum çünkü  insan denen bu tuhaf yaratığı kötülüklerden uzak tutacak ne bir güç var ne de bir yasa." s9

"Gerçekler her zaman güzel olmayabilir bazen ne kadar az şey bilirsen o kadar iyidir." s45

"Evgenia böyledir işte.Birini sevdi mi, gülümsemesini,bedenini,ruhunu öylece bırakır ona,birini sevdi mi sonuna kadar inanır hayat acı deneylerle bunu yapmaması gerektiğini defalarca gösterse de insanlara inanmaktan vazgeçmez." s61

"Galiba yaşama en kolay en kestirme anlam bulma yolu bu; yani din belki de güvenliğimizle ilgili bir şey." s117

"Süryaniler bir ulusmuş başkomiserim diye anlatmaya başlıyor Zeynep notlarını kontrol ettikten sonra. Anavatanları Mezopotamya olarak kabul ediliyor. Kimileri, onları Arami olarak da adlandırıyor. Söylencelere göre bu halkın kökleri, ta Nuh peygamber"in oğlu Sam"a kadar uzanıyormuş. Büyük tufandan sonra Nuh Peygamber dünyayı üç oğlu arasında bölüştürmüş. Oğullardan Sam "a da Süryanilerin bugün oturdukları bölgede içinde olmak üzere büyük bir kara parçası vermiş. Sam "da bu toprakların bir bölümünü oğlu Aram" a bırakmış. Kendilerine Arami demelerinin nedeni bu. Aramilerin dini paganlıkmış ancak İsanın havarilerinden Aziz Petrus "un çabalarıyla Aramilerin bir kısmı Hırıstiyanlığı seçince kendilerini, putperest Aramilerden ayırmak için Süryani adını kullanmaya başlamışlar. Kimi kaynaklar ise, Süryani isminin kökenini, Mö 1400-1500 yılları arasında Antakya şehrini kuran, Arami kralı Sürrüse dayandırıyor." s120

"Orontes... yani asi ırmağının eski adı evet burası Orontes..."s127

"... Kadınlar bir erkeği sevince ama gerçekten sevince, tuhaf  bir güç geliyor üzerlerine.Yıkıcı olduğu kadar yapıcı bir güç; o anda sizi öldürebilirler ya da sizin için gözlerini bile kırpmadan ölüme gidebilirler." s336

"Kütüphanenin ahşap kapısından içeri girince, yıllardır duymadığım bir koku karşılıyor bizi. Kağıtlar ile mürekkebin, karton ile tutkalın ,ahşap ile tozun buluşmasından hepsinin yıllanmasından oluşan bir koku. Babam medeniyetin kokusu, derdi buna. Sadece kütüphanelerde duyubileceğimiz bir koku." s371

"Dışarıdaki kalabalığın, gürültünün tersine, kütüphanenin içinde keskin bir sessizlik, derin bir huzur var. Camide ,kilisede, sinagogdaki gibi ama daha aydınlık ,öteki dünyadan çok bugüne ait bir huzur." s371

9 Kasım 2012 Cuma

KÜRK MANTOLU MADONNA-SABAHATTİN ALİ






..."İnsanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak,muhakkak ki,dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır." sf 11

"İnsanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden ne kadar gülünç,ne kadar dıştan,ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi..." sf16

"İnsanları,kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır?Hele bunu yapmak fırsatı,birtakım ince hesaplar dolayısıyla,ancak muayyen bazı kimselere karşı kendini gösterirse" sf20

"Şimdi onun sarsılmaz sükunetini,insanlar ile münasebetlerindeki garip çekingenliğini gayet iyi anlıyordum.Etrafını bu kadar iyi tanıyan,karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı?Böyle bir adam,önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan biribirine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz,inkisarlarımız,hiddetlerimiz,karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık,beklenmedik taraflarınadır.Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?"
sf 23

"Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum.Fakat bunlar da,o yaşlardaki her kof insan gibi,ilk rastladığının suratına gülmeyi bir nevi üstünlük alameti sayanlardandı."sf 28

"Dünyanın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık ruha maliktir!" sf 37

"Bir ecnebi dil öğreneceğimi , bu dilde kitaplar okuyacağımı ve asıl ,şimdiye kadar sadece romanlarda rastladığım insanları işte bu "Avrupa"da bulacağımı tahmin ediyordum.Zaten muhitimden uzak duruşumun,vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?"sf 51

"Kendimi bildim bileli,bütün günlerimi,haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden,bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım." sf62

"Dünyada bana hiçbir şey, tabiattan melül bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir." sf71

"Sonra meçhul bir düşmanıyla kavga ediyormuş gibi hırçın bir sesle devam etti:"Dünyada sizden,yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz?Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için...Beni yanlış anlamayın,bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil...Erkeklerin öyle bir gülüşleri,elleri kaldırışları,hülasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım.Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek ,küstahça gururlarını anlamak için kafidir.Kendilerini daima bir avcı,bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar.Bizim vazifemiz sadece tabi olmak itaat etmek istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz,kendiliğimizden bir şey vermeyiz...Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."sf 82

"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz?Bütün yakınlaşmalar,bütün birleşmeler yalancıdır.İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler,üst tarafını uydururlar;ve günün birinde hatalarını anlayınca ,yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.Halbuki mümkün olanla kanaat etseler,hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz.Herkes tabii olanı kabul eder ,ortada ne hayal sükutu,ne inkisar kalır bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız;ama kendi kendimize acımalıyız.Başkasına merhamet etmek,ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki,ne kendimizi bu kadar büyük,ne de başkalarını bizden zavallı görmeye hakkımız yoktur."sf 93

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey ,kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu...Neden?Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?..Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız?Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm ,bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak?"sf97

"Hiçbir kadın ,ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz.Buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir grurları vardır."sf98

"Sonra ben tabiatı çok severim...Tabii olmayan şeylere karış her zaman çekingen davranırım... Bunun için muhakkak bir erkeği sevmem lazım geldiğine inanıyorum...Ama sahiden bir erkek...Hiçbir kuvvete dayanmadan beni sürükleyebilecek bir erkek...Benden bir şey istemeden bana hakim olmadan,beni tezlil etmeden beni sevecek ve yanımda yürüyecek bir erkek...Yani hakikaten kuvvetli,tam bir erkek..." sf98

"Pansiyona adeta koşarak döndüm.Hiçbir şey düşünmek, hiçbir şey hatırlamamak istiyordum.Bu gecenin hadiseleri onlara hatıralarımla bile dokunmaktan ürkecek kadar kıymetliydiler." sf105

"Demek ki insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra,daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor." sf120

"Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek,bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden,bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey." sf122

"Eğleniyorlardı.Yaşıyorlardı.Ve ben kafamın içine ve yalnız kendi ruhuma kapanmakla onların üstünde değil,altında bulunduğumu anlıyordum.Şimdiye kadar zannettiğim gibi,kitleden ayrılmanın bir hususiyet,bir fazlalık değil,bir sakatlık demek olduğunu hissediyordum.Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar,vazifelerini yapıyorlar,hayata bir şey ilave ediyorlardı." sf124




5 Kasım 2012 Pazartesi

ANAYURT OTELİ-YUSUF ATILGAN



"Anahtarı alıp kapıyı açtı."At kestaneleri olur çantamda hep" demişti uzun boylu kız; elleri esmerdi."Esmer elliler iyi yüreklidir" der bir arkadaşım..."sf 53

"Köşeye pusmuştu.Mutfaktan,duvara asılı üç tavanın küçüğünü aldı;Kedi miyavladı.Diz çöküp gülümsedi;"Gel,gelsene,korkma" dedi yavaşça; sol elini bir şey verecekmiş gibi uzattı.Kedi kalktı; ağır ağır geldi,eline sürtündü.Ne çabuk unutuyordu hayvanlar." sf 59

"Yeryüzünde canlı kalmanın bir bakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen,kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor,utanıyordu." sf 96

"Bir oteli yönetmekle bir kurumu,geniş bir işletmeyi,bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında.İnsan kendini,olanaklarını tanımaya,gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu,dayanamıyordu.Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu;yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde." sf 105

"Sağdı daha,her şey elindeydi.İpi boynundan çıkarabilir,bir süre daha bekleyebilir,kaçabilir,karakola gidebilir,konağı yakabilirdi.Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük.Ayaklarıyla masayı itip aşağıya yuvarladı;bir boşluğa düşerken durdu.Gözleri,ağzı açık,bacakları gerilerek,çırpınarak,sallanırken kollarını kaldırıp başının üstünden ipi tutmaya uğraştı.(Ne oldu ? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak her şeye karşın sağ kalmak,direnmek olduğunu mu anladı giderayak?Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?) sf 108


4 Kasım 2012 Pazar

ALBERT CAMUS-TERSİ VE YÜZÜ




"Bir yaşamın sonunda,yaşlılık bulantılarla gelir.Her şey artık dinlenilmez olmakla son bulur." sf34

"Birdenbire anlar ki yarın da böyle olacaktır,öbür gün de . Tüm öteki günler de .Ve bu çaresiz buluş ezer onu. İşte böyle düşünce öldürür insanı.Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini ya da gençse tümceler kurar." sf 35

"Ölüm herkesin başında ama herkesin ölümü kendine göre.Olsun, güneş gene de ısıtıyor kemiklerimizi" sf38

"Ve tüm bu aşkı yeniden yaratmak için, tek ama yeterli bir ayrıntı vardır elimizde: fazlasıyla uzun zaman kapalı kalmış bir oda kokusu ,yolda garip bir ayak sesi.Benim için de böyle. O zaman kendimi vererek seviyorsam ,yalnız aşk bizi kendimize getirdiğine göre en sonunda kendi kendimdim." sf39

"Kendi kendimize döneriz.Sıkıntımızı duyarız,böyle daha çok hoşlanırız kendimizden.Evet, mutluluk belki de budur .Acımalı mutsuzluk duygumuzdur." sf40

"Yoksullukta bir yalnızlık vardır, ama her nesneye değerini veren bir yalnızlık.Zenginliğin belirli bir noktasında, gökyüzü de , yıldızlarla dolu gece de doğal varlıklar gibi görünür. Ama basamakların dibinde ,gök tüm anlamını yeniden kazanır: paha biçilmez bir Tanrı armağını."sf 41

"Gidip ödevlerini yapsın.Çocuk ödevlerini yaptı şimdi pis bir kahvede şimdi bir adam. Önemli olan da bu değil mi yok inanmamalı buna, öyle ya ödevlerini yapmak ve bir adam olmayı kabul etmek, yalnızca yaşlı olmaya götürür insanı" sf43

"Açık görüşlülüğe gereksinimim var evet her şey basit. İnsanlar karıştırıyor işleri." sf48

"Sıkılmadığım bir ülke bana hiç bir şey öğretmeyen bir ülkedir". sf 51

"Işık ve yaşam aşkımı o anlatmak istediğim umutsuz deneyime olan gizli bağlılığımdan pek ayıramam.Anlamışsınızdır, ben seçmeye boyun eğmek istemiyorum.Cezayir kentinin dışında, kapıları kara demirden küçük bir mezarlık vardır.Sonuna kadar gidildi mi vadi görünür ,vadinin ardında da körfez. Denizle birlikte göğüs geçiren bunun karşısında uzun uzun düşlere dalınabilir. Ama insan geldiği yoldan geri dönerken,bakımsız bir mezarda "Tükenmez Üzüntüler "diye bir yazı bulur.Bereket versin idealistler var da her şeyi yoluna koyuyorlar." sf60

"Kahveler ve gazeteler olmasa yolculuk etmek güç olurdu.Kendi dilimizde basılmış bir kağıt, akşam vakti insanlarla dirsek dirseğe gelmeye çalıştığımız bir yer, kendi çevredemizdeyken biz olan, ama uzakta bize öylesine yabancı görünen adama alışılmış bir devinimle öykünmemizi sağlar. Öyle ya ,yolculuğun değerini oluşturan şey korkudur. Yolculuk benliğimizdeki bir tür iç dekoru yıkar. Hile yapmak, yani büro ve şantiye saatlerinin (bizi sert bir biçimde ayaklandıran ama yalnız olmanın acısından da çok iyi koruyan bu saatlerin)ardına gizlenmek olanaklı değildir artık. Bu yüzden kahramanlarımın "bürodaki saatlerim olmasaydı halim ne olur du? ya da "karım öldü ama bereket versin ki tamamlanacak bir sürü evrak var yarına." diye konuşacakları romanlar yazmak gelir hep içimden. Yolculuk bu sığınaktan yoksun bırakır bizi. Sevdiklerimizden, dilimizden uzakta kalınca, tüm desteklerimizden kopup maskelerimizden yoksun kalınca (tramvay saatlerini bilmezsiniz, her şey de böyledir) kendi kendimizin yüzeyindeyizdir tümüyle."syf 63

"İyi biliyorum ki yanılıyorum,benimsenilmesi.tanınması gereken sınırlar vardır. Yaratırsa böyle yaratır insan. Ama sevmenin sınırı yoktur ve ben her şeyi kucaklayabildikten sonra, iyi sarılamasam da ne çıkar?" sf 66

"Yaşam kısadır ve insanın zamanını yitirmesi günahtır.Canlı bir insanım, öyle derler. Ama canlı olmak da insanın canlılıkta kendini yitirdiği ölçüde gene zamanını yitirmesidir. Bugün bir duruştur ve yüreğim kendi kendini karşılamaya gidiyor." sf69

"Dünyaya sırt çevirmek isteyenleri bırakın.Benim yakındığım yok ,öyle ya kendi doğuşumu görmekteyim. Şu sıcak ve havanın derinliklerinden gelen bu soğuk : her şey gökyüzünün tüm doluluğunu ,acıma duyguma doğru boşalttığı bu pencerede yazılı olduğuna göre, ölen bir şey var mı ,yok mu insanlar acı çekiyorlar mı ,çekmiyorlar mı diye düşünmem gerekir mi ?Şunu söyleyebilirim, az sonra da söyleyeceğim: önemli olan insanca ve basit olmak. Hayır gerçek olmaktır önemli olan, hepsi girer bunun içine, insanlık da basitlik de. Ve ben dünya olduğum zaman değil de ne zaman daha gerçek olurum? Daha ben istemeden yerine getirilmiş her şeyim. Ölümsüzlük şuracıkta, bense onu umut ediyorumdum. Mutlu olmak değil artık dileğim, yalnızca bilinçli olmak "sf70

"Büyük yüreklilik ,ölüme olduğu gibi ışığı da gözlerimizi kırpmadan bakabilmektir. "sf70





KARISINI ŞAPKA SANAN ADAM- OLİVER SACKS



"Bir insanı anlamak istediğimizde, onun hayat hikayesini; gerçek ve en derin hikayesini sorarız.Çünkü hepimiz bir biyografi,bir hikayeden ibaretiz.Hepimiz,algılarımız,duygularımız,düşünce ve davranışlarımızla bilinçli olarak,içimizde sürekli,etkili bir anlatıyı (hikayeyi) yapılandırırız.İçsel konuşmalarımız , sözel anlatılarımız da buna dahildir.Biyolojik ve fizyolojik açıdan birbirimizden pek farklı olmasak da tarihsel olarak ,hikayelerimiz açısından hepimiz birbirimizden farklı ve özgün kişileriz.
Kendimiz olabilmek için , kendimize ve hayat hikayelerimize sahip olmalı-gerektiğinde de yeniden sahip olmalıyız.Kendi içsel oyunumuzu,anlatımızı biriktirmeliyiz.Kişinin, kimliğini ve benliğini koruyabilmesi için,süreklilik gösteren içsel bir hikayeye ihtiyacı vardır." sf 131

"Daha önceden de belirttiğim gibi Hume şöyle yazmıştır:
"Biz,birbirini akıl almayacak hızda,sürekli bir akış ve hareket içerisinde izleyen farklı duyumların bileşkesinden başka bir şey değiliz."
Yani Hume için kişisel kimlik bir uydurmacadır.Aslında biz varolmayız.Biz ancak art arda gelen algı ve duyumlar olabiliriz." sf144

"Varlığımızın en güçlü yanı,kendimize yabancılaşmadan özgün bireyler olarak yaşamımızı devam ettirmemizdir.Bu güç herhangi bir itkiden ve hastalıktan daha da kuvvetlidir.Genellikle zafer sağlığındır."
sf 145

"Donald "Bahçeyle uğraşırken büyük bir huzur duyuyorum",diyor."Hiçbir çatışma çıkmıyor,bitkilerin egoları yoktur,duygularınızı incitmezler..."Son aşamada terapi Freud"un dediği gibi " çalışmak ve sevgidir."  sf187

"Müziğin,tiyatronun ve anlatımın gücünün pratik ve teorik açıdan önemi büyüktür.Bunu IQ su 20"nin altında olan idiyotlarda ve ciddi hareket güçlükleri ve taşkınlıkları olan kişilerde bile görebiliriz.Düzensiz hareketler,müzik ve dans ile bir dengeye oturur.Müziği duyduklarında nasıl hareket edeceklerini bildikleri ortaya çıkar." sf 208