Jean Christophe Grange etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jean Christophe Grange etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2012 Perşembe

JEAN CHRİSTOPHE GRANGE- TAŞ MECLİSİ




"Paleopatoloji: ne olduğunu biliyor musunuz ?
- Arkeolojide kullanılan bir yöntemdir .Bu yöntemde bir mumya ya da başka organik kalıntılar scanner a İRM cihazına ya da herhangi bir görüntüleme aygıtına yerleştirilir, zarar görmeden bileşimleri belirlenmeye çalışılır. Bu sayede binlerce yıl önce ölmüş insanların cesetlerini görüntü yoluyla otopsiden geçirmek mümkündür." sf 84

"Palimpsestus nedir, bilir misiniz?"
-...Ortaçağ keşişlerinin üzerine yeni metinler yazmak için kazıdıkları Eskiçağ parşömenleri." sf100

"Dövüş tekniklerinden biri de rakibinin hamlesini ona karşı kullanmaktır. Kadının saldırganlığını yatıştırmak için duyarlı tele dokunmaya karar verdi ."sf 105

Ben bilinçaltınızdan söz ediyorum. Sizden bazı bilgileri saklayan bilinçaltınızdan. Eğer ona kendini savunacak silahlar verirseniz,inanın bana silahları kullanacaktır." sf161

"Hipnoz çok güçlü bir konsantrasyon seansından başka bir şey değil. Birlikte dikkat yeteneğinize hakim olabilecek fiziksel duygularınıza -örneğin kan dolaşımınıza- değineceğiz. O duyguların dışında her şeyi unutacaksınız. Çevrenizi çok uzaktan algılar olacaksınız.Böylesi bir "bağ koparma" günlük hayatta da yaşanır. Örneğin bütün dikkatinizi bir dosyanın incelenmesine verdiğinizde aklınız çalışmanızın emrine girer.Bir böcek gelip sizi sokar farkına bile varmazsınız. Bedensel yıkıma uğranılan dini törenlerde de karşılaşılır bu durumla. Beyin acı mesajını "alamaz bir süre sonra"." sf161

"Bilinçaltının engellerini bu hipnoz durumu sayesinde mi kaldırıyorsunuz?
evet çünkü savunma hatları kuran, bilinçaltı değil bizzat, bilincin kendisidir ama belirli bir konsantrasyona eriştiğimizde artık mantık kapısını kullanmayız. Her şey hipnotizmacı ile kişinin bilinçaltı arasında özel bir ilişkiye dönüşür."sf 162

"İki çeşit etnolog vardır, Madam. Bir etnik grubun ruhsal görüntülerini tümüyle psikolojik açıdan inceleyenler bu türden etnologlar için şaman güçler, sahip olunan yeteneklerden ve isteri, şizofreni gibi basit akıl sapkınlıklarından başka bir şey değildir. Aralarında benim de bulunduğum ikinci grup etnologlar içinse, böylesi olaylar, adını taşıdıkları güçlerin görüntüsüdür. Yani ruhların görüntüsü."  sf 188

psikolojik yeteneklerimizin gelişmesi yolundaki en önemli engelin önyargılarımız olduğu. Kuşkuculuk ,maddecilik, kayıtsızlık aklımıza zarar veren, gücünü kullanmasını önleyen gerçek birer kirlilik gibi görülmeli bence. Gücünden emin olmayan bir sporcu ,yarışa yenik başlar. Bilincimiz kesinlikle aynı biçimde işler. Kuşkucu biri kendi zihinsel yeteneklerine erişemez." sf190

"... taygada, tören dümbelekleri sadece yıldırım çarpmış ağaçlardan oyulur." sf350

"Yuva hep kozmosla temas edebilsin diye,moğol çadırlarının tepesi açık olur." sf 356

"Seksle ilgili davranışları, bir insanın en derinlerindeki ruh halini ortaya çıkarır hep. Bu büyücü yamakları da kurala uyuyorlardı. Diane artık emindi bundan; bu insanlar tutkuya kapıldıklarında bazı hayvanların davranışlarını benimsiyorlardı." sf 388

"KARTAL : her şeyi gören bir kuş.  Tüp biçimindeki gözleri sayesinde, gördüklerini inanılmaz boyutlarda büyütebiliyor.Ormanın yüz metre üzerinden uçarken, dikkatini minicik bir kemirgenin üzerinde öylesine toplayabiliyor ki,o küçük  hayvan tüm gözünü kaplıyor. Kartal bunu yaparken, bir başka mucizeyi de gerçekleştirebiliyor; gözlerini iki değişik yöne çevirebiliyor. Tam önündeki hedefine bakarken,aynı zamanda da pençelerinin doğrultusunu ayarlayıp, kapma hareketine hazırlanabiliyor.
O sırada kanatları -açıldığında yaklaşık üç metre- süzülmesine yardımcı oluyor. Kartal avının üzerine saatte seksen kilometrelik bir hızla inerken ,avının tepesine ulaştığında, saniyenin çok kısa bir bölümünde yavaşlayabiliyor, hiç bir ses çıkarmadan, yürüyen bir adamın adımlarının hızına inebiliyor. Kurbanı öldüğünü bile hissetmiyor.Daha irkilip sıçrayacak zaman bulamadan gaga ve pençeler vücuduna gömülüyor.
Kartalın tek zaafı ,ışığa bağımlı olması.Gözünün aşırı derinliği görüş alanını karartıyor, böylelikle sadece tam aydınlıkta görebiliyor kısacası kartal gün ışığında saldırıyor. Güneşin batmaya başlamasıyla birlikte, kartalın av zamanı da sona eriyor. Pek güçlü bir teselli değil bu. Çünkü o ana kadar hiç kimse ya da hiçbir şey gözünden kaçamaz.
 KURT :kartalın tam tersine,gece, kurdun güç alanını, öncelikli bölgesini oluşturuyor. Kurdun gözleri sadece tek renkli bölgesini oluşturuyor. Kurdun gözleri sadece tek renkli bir görüntü algılamakla birlikte, çok daha önemli bir özelliğe sahip; Retina üzerinde, tam karanlıkta bile kusursuz bir görme yeteneği sağlayan özel bir dokuya ya da Tapetum lusidum a sahip .Böylelikle kurt, olağanüstü bir hareket algılama yeteneğine de sahiptir. Bir kilometreden bir el hareketini görebilir ,hatta gerginlik belirtilerini bile sezebilir. En küçük korku ,güçsüzlük belirtisi saldırı dürtüsünü harekete geçirir. Tabii aynı anda ter ya da daha doğrusu korkudan kaynaklanan kokuların möleküllerini değerlendirmesine imkan veren koku alma yeteneğini saymazsak.

AYI: neredeyse hiçbir şey görmez, kulağı da duyarlı falan değil. Ne var ki koku alma yeteneği benzersiz kokuları algıladığı  mukozanın boyutları, insanınkinin en az yüz katı. Boz ayı sadece kokuya dayanarak üç yüz kilometre öteden yolunu bulur ya da bir selin sularında yüzerken, rüzgarın taşıdığı belli belirsiz bir kokuyu izleyebilir.
 Ne var ki ayının başlıca korkutuculuğu başka bir özelliğinden kısacası gücünden kaynaklanır. Boz ayı dünyanın en güçlü hayvanıdır. Bir pencerede bir geyiğin bel kemiğini kırabilen ya da çenesiyle bir karibunun kemiklerini parçalayabilen ayı, her hayvanın kaçınması gereken bir düşmandır. Yalnız yaşayan, yüzünden hiçbir şey anlaşılmayacak kadar toplumsal davranışlara uzak bir hayvan. Kendi bölgesine egemen olmaya alışkın, kendi hemcinslerinden başka hiçbir yaratıktan çekinmeyen,güçlü ,acımasız, karşı konulmaz bir canavar. Bunu en iyi dişileri bilir. Her bahar yavruları yememesi için erkekleriyle dövüşmeleri gerekir."