8 Şubat 2015 Pazar

KİNYAS VE KAYRA

"Sosyal devlet dedikleri bana kalırsa Gestapo düzeninden başka bir şey olmayan sistemleri,sokakta biri düştüğünde ambulans gelene kadar,yerde yatanın kendileri olmadığı için şükretmelerinden ibarettir."

"İnsanın beklerken yapabileceklerinin sınırı yoktur.Bazıları devlet başkanı,bazıları sihirbaz,bazıları da deli olur sıkıntıdan.Bense en üstün yaratık olduğumu kanıtlamak için kendime,hiçbir şey yapmadan bekliyorum."

"Bütün  hayatımız boyunca beklediğimiz ve nereden geleceğini bilmediğimiz huzuru arıyoruz.Ve tükenmez huzur arayışımız hayatta kalmamızı sağlıyor."

"Aslında birbirini az tanıyan iki insanın arasındaki nefret ilk defa tanık olduğum bir durum değildi.Bazen tesadüfler böyle gerektirir.Cümlelerin hepsi duyulmaz.Her şey yanlış anlaşılır ve çözülmesi çok zor bir nefret iki adamın arasına gelir ve oturur."

"Deniz,adama kendisini ölümsüz hissettirir.Ve İngiliz kibiri buradan gelir."

"İnsan tercih eder.Öğrenmek ve mantığını çözmek arasında bir tercih yapar.Öğrenen insan her şeyi ezberler.Şarkı sözlerini,kitap isimlerini,büyük düşünürlerin doğum ve ölüm tarihlerini ezberler.Mantığını çözmeye çalışansa hayatın işleyişini kavramaya uğraşır.İsimlerin,tarihlerin bir önemi kalmaz.Birkaç temel bilgi yeter sanatın,hayatın mantığını çözmek için.İkinci gruptakiler hatırlamazlar.Sadece nedenleri bilirler.Ama hatırlamazlar aktörleri."

"Eğer bir önemi olsaydı gittiğim yerlerin,tanıştığım insanların,yaptığım uzun konuşmaların,hepsini teker teker dökerdim önümdeki kağıtlara.Farkım kalmazdı Balzac'tan.Hiçbir farkım kalmazdı Celine'den.Ağır bir dille yazılmış,özenle seçilmiş sıfatlarla dolu tasvirler kalınlığından,üzerlerindeki paçavraların dokumasına kadar her ayrıntıyı anlatırdım.Ama ben doğanın bana emrettiğini yapıyor ve unutuyorum.Bütün fazlalıkları unutuyorum.Şekilleri hatırlamıyor ve önemsemiyorum.Tek önemsediğim ve yazmaya değer bulduğum olayların mantığı.Başka bir şey öğrenmedim ben hayattan..."

"Yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.Bir stil meselesi."

"Kayra,"Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin.Ne kadar terk edersen o kadar ölürsün" demiştik.Hatırlarsın...Seni Abidjan'daki otel odanda gördüğün rüyalardan uyandırdığım için pişman değilim...Ama bil ki, zihnin cehennemindir.Sonsuza kadar yaşayacak.Senin gibi.Öldüğünde ise sen orada olmayacaksın ne yazık ki!"

"Kendimi dinlemeye,duymaya çalıştım saatlerce.Elimden geleni yaptım.Ama hiçbir şey.Tek bir ses,tek bir fısıltı bile gelmedi kulaklarıma.Ne yapmak istediğini bilmemek kadar acı verici bir şey daha yoktur.Ne istediğini bilememek insana verilmiş en yırtıcı işkence  türlerindendir..."

"Mutsuzluğun nedeni başarısızlıktan gelmemeliydi,hele hayal kırıklığı asla gözyaşlarının nedeni olmamalıydı...Neden insanlar bir türlü anlayamıyorlar hayattan hiçbir şey beklememeleri gerektiğini,diye düşündüm."

"İnsanın en büyük hatası kendini seyretmemesidir.O kadar çok ilgilenir ki dekorla!"

"Neden insanlar yazdıklarını başkalarının da okumasını istiyordu? Neden yazdıklarını defalarca okuyup kendilerini daya iyi keşfetmeye çalışmak yerine başkalarının kendilerini keşfetmelerini tercih ediyorlardı?"

"Uyku.İnsana verilmiş tek mucize.Kendinden geçmek.Gözleri kapatıp huzura dalmak. Ve uyanıldığında yeniden başlamak."

"Soyluluk sadece şatolarda yaşamak değildi.İşte buydu.Sormamak!Sadece anlatılmak isteneni dinleyecek kadar meraka sahip olmak."

"Bazen normalliğin,bazı insanlara doğuştan verilmiş bir yetenek olduğunu düşünüyorum.Ve o zamanlar,terlemeye ve üşümeye başlıyorum."

"Kararlı bir ses tonuyla konuşan insanların,sorunlular üzerinde kurabilecekleri etkiler neredeyse sonsuzdur."

"İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır.Ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklarıdır."

23 Haziran 2013 Pazar

ALBERT CAMUS-MUTLU ÖLÜM



"Gökten yol alan küçük bir uçağın hafif mırıltısı iniyordu yere.Havanın bu ışıl ışıllığı,göğün bu verimliliği altında,insanların tek ödevi,yaşamak ve mutlu olmak gibi görünüyordu."sf28

"-Yoksulsunuz,Mersault. Bıkkınlığınızın yarısı buna dayanıyor.Öteki yarısıysa yoksulluğu saçma bir biçimde kabul etmenize." sf53

"Yalnız zaman gerekiyor mutlu olmak için.Çok zaman.Mutluluk da uzun bir sabırdır zaten.Ve çoğu kez,para aracılığıyla zaman kazanmak gerekirken,yaşamımızı para kazanarak tüketiyoruz." sf59

"-Öyle bir gün geliyor ki,insan olması gerektiği yerde olmak istiyor.Ama kimi kez yaşamak için,intihar etmekten daha çok cesaret gerektiyor." sf68

"Yaşamak için zaman gerekir.Her sanat yapıtı gibi yaşam da üzerinde düşünmeyi gerektirir." sf85

"İnsan her gün sevincini ele geçirmek zorundaydı." sf95

"İnsan insanın gücünü azaltır.Dünyaysa o gücü dipdiri bırakır." sf96

"Dünya her zaman ancak bir şey söyler:Önce hoşa gider, daha sonra bıktırır.Ama tekrarlar sayesinde başarıya ulaştığı bir an gelir ve direnmesinin ödülünü alır." sf107

"İyi günlerde yaşama güvenmek,onu da iyilikle karşılık vermek zorunda bırakır." sf108

"Gerçekten de dünyaya onun anlayabileceği bir yüz sunmak yeterli.Gerisi tembellik ve korkaklık.Bağımsızlık,ucuzundan birkaç iç dökme sözcüğüyle kazanılır." sf112

"Hiçbir zaman vazgeçme,Catherine.İçinde öyle çok şeye sahipsin ki,hepsinden soylusu da mutluluk duygusu taşıyorsun.Yalnızca bir erkeğin yaşamını bekleme.Onca kadın bunun için yanılıyor.Sen yaşamı bizzat kendinde ara." sf114

"İnan bana,büyük acı yoktur,büyük pişmanlıklar,büyük anılar yoktur.Her şey unutulur,büyük aşklar bile.Yaşamda aynı anda hüznün ve coşkunluğun bulunuşu bundandır.Olayları görmenin ancak belli bir yolu vardır ve zaman zaman ortaya çıkar.İşte bunun içindir ki,yaşamında büyük bir aşka,mutsuz bir tutkuya sahip olmuş olmak yine de iyidir.Bu en azından bizi çökerten nedensiz umutsuzluklar için bir korunmadır." sf118

"Nasıl ki sanatta bir noktada durmayı bilmek gerekir,bir yontuda artık dokunulmaması gereken bir an her zaman gelir ve bu açıdan akılla açıklanamayan bir istenç,öngürünün en incelikli olanaklarından daha çok işe yararsa, bir yaşamı mutluluk içinde tamamlamak için de akılla açıklanamayan küçücük bir şey gerekir.Olmayanlar,onu elde etmeli." sf124

"Daha uzun ya da kısa süre mutlu yaşanmaz.Mutlu olunur!Bir nokta! Ve ölüm de hiçbir şeyi engellemez- o da bir mutluluk kazasıdır bu durumda." sf 132

"Ölme korkusu,insanın içindeki yaşayan şeye olan sınırsız bağlanmayı açıklıyordu." sf146

"Ve ölüm,boş yere susuzluğunu gidermeye çalışan yolcuyu,sonsuzluğa dek sudan yoksun bırakma davranışı gibiydi." sf 146

23 Mayıs 2013 Perşembe

ALBERT CAMUS-YABANCI









"İnsan ne de olsa daima biraz kabahatlidir." sf25

"Benim pijamalarımdan birini giymiş,kollarını sıvamıştı.Gülünce onu yine arzuladım.Biraz sonra, onu seviyor muyum diye sordu.Ona bu sorunun manasız olduğunu söyledim,galiba hayır diye de ekledim.Mahzunlaştı.Ama öğle yemeğini hazırlarken hiç yoktan öylesine güldü ki onu öptüm..."sf38

"Hayatımda bir değişiklik yapmak ilgimi çekmiyor mu diye sordu.Ben de,insanın hiçbir zaman hayatını değiştirmediğini,her hayatın birbirine benzediğini,oradaki hayatımdan şikayetçi olmadığımı söyledim."sf43

"Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi  ki.Sağlıklı bütün insanlar,sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir." sf62

"Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur,onun için susarım."diye cevap verdim." sf64

"Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi,ona hak veriyormuş gibi yaparım,bu sefer de öyle yaptım."sf66

"Tutukluğumun başlangıcında en zoruma giden şey,kafamda hala özgür adam düşüncelerinin bulunmasıydı.Mesela birdenbire bir plajda olmayı, denize doğru ilerlemeyi istiyordum.Ayaklarımın altında ilk dalgaların seslerini,vücudumun suya girişini ve bundan duyduğumu ferahlığı zihnimden geçirince aniden hapishane duvarlarının nasıl da dar olduğunu hissediveriyordum. Fakat bu ancak birkaç ay sürdü.Sonraları,sadece mahkumlara özgü düşünceler besler oldum.Bahçede yapacağım günlük gezintiyi ya da avukatımın ziyaretini bekliyordum.Zamanımın geri kalan kısmını gayet iyi düzenlemiştim.O zamanlar sık sık şöyle düşündüm; beni kuru bir ağacın gövdesine hapsetseler de başımın üstündeki gök parçasına bakmaktan başka yapacak işim olmasa da yavaş yavaş ona da alışacaktım. Kuşların geçişlerini,bulutların birbirlerine rastlayışlarını bekleyecektim,nitekim burada da avukatımın acayip kravatlarını görmek için,başka bir alemde de Marie"yi kollarımın arasına almak için cumartesiye kadar sabrediyordum.Halbuki iyi düşünülürse kuru bir ağacın gövdesi içinde değildim.Benden daha mutsuz olanlar da vardı.Zaten annem de böyle düşünürdü; sık sık, insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarlardı."sf72

"Bir tek gün dışarıda yaşamış olan bir kimse,hiç zahmetsiz yüz sene hapiste kalabilir."sf74

"Hayır, çıkar bir yol yoktu ve kimse hapishanelerdeki akşamların nasıl olduğunu tasavvur edemezdi."sf76

"Annem hep insanın tam anlamıyla mutsuz olamayacağını söylerdi."sf102






17 Mayıs 2013 Cuma

TOMRİS UYAR-YAZA YOLCULUK









"Demek bütün ihtiyar kentlerde en az bir kere yaşabiliyordunuz,düşte ya da gerçekten."sf17

"Alınabilecek her hakkın yüzyıl süreyle ertelendiği bir ülkedeydim."sf18

"Bir ömre bir tek yaşamın az geldiğini bilirseniz,bir yazarsınız."sf21

"Yıllar sonra bakıldığında,irkiliniyor."sf23

"Hep göklerde yaşadım ben.Önceleri paraşütçüydüm,sonra para kazanmak için cam siliciliği yaptım,şimdi de cam-silicisiyim ya.Anlayacağınız,benim işim uçmak.Her anlamda."sf27

"Yeryüzü,iki deniz arasında bir nokta demek,iki kent arasında bir istasyon."sf27

"Her sabah yeni bir güne girebilmek,yaşamaya bir kere daha alışabilmek için yaptığı temrinlerdi:hemen saate bakmak,radyoyu açmak,bir sigara yakmak."sf43

"Tek başına yaşamayı başaran kişilerin bencil olduklarına inanıyorduk nedense,bencil olmak zorunda kaldıklarına."sf76

"Şimdilerde resmi bir kusursuzluk adına gençliğimizi nasıl tükettiğinizi,insan cinselliğini nasıl yok saydığınızı,onun yerine dostluğu nasıl abarttığınızı düşünüyorum da şu topluma bakıp.Gülünç!"sf82

"Sevginin anlamını bilemiyorum artık-o sözcüğü kullanmadan."sf83


23 Ocak 2013 Çarşamba

KAVİM- AHMET ÜMİT



"... Keşke yalan da olsa dünyada adalet diye bir şeyin var olduğuna inanabilseydim ama inanamıyorum çünkü  insan denen bu tuhaf yaratığı kötülüklerden uzak tutacak ne bir güç var ne de bir yasa." s9

"Gerçekler her zaman güzel olmayabilir bazen ne kadar az şey bilirsen o kadar iyidir." s45

"Evgenia böyledir işte.Birini sevdi mi, gülümsemesini,bedenini,ruhunu öylece bırakır ona,birini sevdi mi sonuna kadar inanır hayat acı deneylerle bunu yapmaması gerektiğini defalarca gösterse de insanlara inanmaktan vazgeçmez." s61

"Galiba yaşama en kolay en kestirme anlam bulma yolu bu; yani din belki de güvenliğimizle ilgili bir şey." s117

"Süryaniler bir ulusmuş başkomiserim diye anlatmaya başlıyor Zeynep notlarını kontrol ettikten sonra. Anavatanları Mezopotamya olarak kabul ediliyor. Kimileri, onları Arami olarak da adlandırıyor. Söylencelere göre bu halkın kökleri, ta Nuh peygamber"in oğlu Sam"a kadar uzanıyormuş. Büyük tufandan sonra Nuh Peygamber dünyayı üç oğlu arasında bölüştürmüş. Oğullardan Sam "a da Süryanilerin bugün oturdukları bölgede içinde olmak üzere büyük bir kara parçası vermiş. Sam "da bu toprakların bir bölümünü oğlu Aram" a bırakmış. Kendilerine Arami demelerinin nedeni bu. Aramilerin dini paganlıkmış ancak İsanın havarilerinden Aziz Petrus "un çabalarıyla Aramilerin bir kısmı Hırıstiyanlığı seçince kendilerini, putperest Aramilerden ayırmak için Süryani adını kullanmaya başlamışlar. Kimi kaynaklar ise, Süryani isminin kökenini, Mö 1400-1500 yılları arasında Antakya şehrini kuran, Arami kralı Sürrüse dayandırıyor." s120

"Orontes... yani asi ırmağının eski adı evet burası Orontes..."s127

"... Kadınlar bir erkeği sevince ama gerçekten sevince, tuhaf  bir güç geliyor üzerlerine.Yıkıcı olduğu kadar yapıcı bir güç; o anda sizi öldürebilirler ya da sizin için gözlerini bile kırpmadan ölüme gidebilirler." s336

"Kütüphanenin ahşap kapısından içeri girince, yıllardır duymadığım bir koku karşılıyor bizi. Kağıtlar ile mürekkebin, karton ile tutkalın ,ahşap ile tozun buluşmasından hepsinin yıllanmasından oluşan bir koku. Babam medeniyetin kokusu, derdi buna. Sadece kütüphanelerde duyubileceğimiz bir koku." s371

"Dışarıdaki kalabalığın, gürültünün tersine, kütüphanenin içinde keskin bir sessizlik, derin bir huzur var. Camide ,kilisede, sinagogdaki gibi ama daha aydınlık ,öteki dünyadan çok bugüne ait bir huzur." s371

9 Kasım 2012 Cuma

KÜRK MANTOLU MADONNA-SABAHATTİN ALİ






..."İnsanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak,muhakkak ki,dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır." sf 11

"İnsanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden ne kadar gülünç,ne kadar dıştan,ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi..." sf16

"İnsanları,kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır?Hele bunu yapmak fırsatı,birtakım ince hesaplar dolayısıyla,ancak muayyen bazı kimselere karşı kendini gösterirse" sf20

"Şimdi onun sarsılmaz sükunetini,insanlar ile münasebetlerindeki garip çekingenliğini gayet iyi anlıyordum.Etrafını bu kadar iyi tanıyan,karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı?Böyle bir adam,önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan biribirine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz,inkisarlarımız,hiddetlerimiz,karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık,beklenmedik taraflarınadır.Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?"
sf 23

"Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum.Fakat bunlar da,o yaşlardaki her kof insan gibi,ilk rastladığının suratına gülmeyi bir nevi üstünlük alameti sayanlardandı."sf 28

"Dünyanın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık ruha maliktir!" sf 37

"Bir ecnebi dil öğreneceğimi , bu dilde kitaplar okuyacağımı ve asıl ,şimdiye kadar sadece romanlarda rastladığım insanları işte bu "Avrupa"da bulacağımı tahmin ediyordum.Zaten muhitimden uzak duruşumun,vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?"sf 51

"Kendimi bildim bileli,bütün günlerimi,haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden,bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım." sf62

"Dünyada bana hiçbir şey, tabiattan melül bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir." sf71

"Sonra meçhul bir düşmanıyla kavga ediyormuş gibi hırçın bir sesle devam etti:"Dünyada sizden,yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz?Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için...Beni yanlış anlamayın,bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil...Erkeklerin öyle bir gülüşleri,elleri kaldırışları,hülasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım.Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek ,küstahça gururlarını anlamak için kafidir.Kendilerini daima bir avcı,bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar.Bizim vazifemiz sadece tabi olmak itaat etmek istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz,kendiliğimizden bir şey vermeyiz...Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."sf 82

"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz?Bütün yakınlaşmalar,bütün birleşmeler yalancıdır.İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler,üst tarafını uydururlar;ve günün birinde hatalarını anlayınca ,yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.Halbuki mümkün olanla kanaat etseler,hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz.Herkes tabii olanı kabul eder ,ortada ne hayal sükutu,ne inkisar kalır bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız;ama kendi kendimize acımalıyız.Başkasına merhamet etmek,ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki,ne kendimizi bu kadar büyük,ne de başkalarını bizden zavallı görmeye hakkımız yoktur."sf 93

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey ,kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu...Neden?Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?..Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız?Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm ,bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak?"sf97

"Hiçbir kadın ,ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz.Buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir grurları vardır."sf98

"Sonra ben tabiatı çok severim...Tabii olmayan şeylere karış her zaman çekingen davranırım... Bunun için muhakkak bir erkeği sevmem lazım geldiğine inanıyorum...Ama sahiden bir erkek...Hiçbir kuvvete dayanmadan beni sürükleyebilecek bir erkek...Benden bir şey istemeden bana hakim olmadan,beni tezlil etmeden beni sevecek ve yanımda yürüyecek bir erkek...Yani hakikaten kuvvetli,tam bir erkek..." sf98

"Pansiyona adeta koşarak döndüm.Hiçbir şey düşünmek, hiçbir şey hatırlamamak istiyordum.Bu gecenin hadiseleri onlara hatıralarımla bile dokunmaktan ürkecek kadar kıymetliydiler." sf105

"Demek ki insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra,daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor." sf120

"Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek,bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden,bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey." sf122

"Eğleniyorlardı.Yaşıyorlardı.Ve ben kafamın içine ve yalnız kendi ruhuma kapanmakla onların üstünde değil,altında bulunduğumu anlıyordum.Şimdiye kadar zannettiğim gibi,kitleden ayrılmanın bir hususiyet,bir fazlalık değil,bir sakatlık demek olduğunu hissediyordum.Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar,vazifelerini yapıyorlar,hayata bir şey ilave ediyorlardı." sf124




5 Kasım 2012 Pazartesi

ANAYURT OTELİ-YUSUF ATILGAN



"Anahtarı alıp kapıyı açtı."At kestaneleri olur çantamda hep" demişti uzun boylu kız; elleri esmerdi."Esmer elliler iyi yüreklidir" der bir arkadaşım..."sf 53

"Köşeye pusmuştu.Mutfaktan,duvara asılı üç tavanın küçüğünü aldı;Kedi miyavladı.Diz çöküp gülümsedi;"Gel,gelsene,korkma" dedi yavaşça; sol elini bir şey verecekmiş gibi uzattı.Kedi kalktı; ağır ağır geldi,eline sürtündü.Ne çabuk unutuyordu hayvanlar." sf 59

"Yeryüzünde canlı kalmanın bir bakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen,kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor,utanıyordu." sf 96

"Bir oteli yönetmekle bir kurumu,geniş bir işletmeyi,bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında.İnsan kendini,olanaklarını tanımaya,gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu,dayanamıyordu.Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu;yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde." sf 105

"Sağdı daha,her şey elindeydi.İpi boynundan çıkarabilir,bir süre daha bekleyebilir,kaçabilir,karakola gidebilir,konağı yakabilirdi.Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük.Ayaklarıyla masayı itip aşağıya yuvarladı;bir boşluğa düşerken durdu.Gözleri,ağzı açık,bacakları gerilerek,çırpınarak,sallanırken kollarını kaldırıp başının üstünden ipi tutmaya uğraştı.(Ne oldu ? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak her şeye karşın sağ kalmak,direnmek olduğunu mu anladı giderayak?Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?) sf 108