25 Ekim 2012 Perşembe

SÖZCÜKLER- JEAN PAUL SARTRE






"En küçük kız kardeş, Anne Marie ,çocukluğunu bir sandalyenin üzerinde geçirdi. Sıkılmayı ,dimdik oturmayı, dikiş dikmeyi öğrettiler ona. Yetenekleri vardı, ama söz konusu becerileri geliştirmemenin daha doğru olduğunu düşündüler; taptaze bir güzelliği vardı ,ama bunu da sakladılar ondan. Bu orta halli, ama mağrur burjuvalar, güzelliği kendi olanaklarının üzerinde ya da durumlarının altında bulunan bir şey olarak görüyorlardı ;ancak markizler ve fahişelerde bulunabilirdi bu nitelik." sf17

"İyi baba yoktur ve bu bir kuraldır; ama bu kusur yüzünden erkekler değil, çürümüş babalık bağları suçlanmalıdır. Dünyaya çocuk getirmekten daha iyi ne var, ama bazı çocuklara sahip olmak ne büyük haksızlık! Yaşamış olsaydı ,babam boylu boyunca üzerime çökecek ve ezecekti beni." sf20

"Ölmek herşey değildir; zamanında ölmek gerekir." sf21


"Üstbenim yoktu ama, saldırganlığım da yoktu annem bana aitti. hiç kimse ona sakin bir şekilde sahip oluşuma karşı çıkmıyordu; şiddeti de hıncı da bilmiyordum ;kıskançlık denen o zor öğrenilir şey benim için söz konusu değildi; bu duygunun sertliklerine çarpmamıştım; dolayısıyla da gerçekliği, başlangıçta yalnızca neşeli yanlarıyla tanımıştım. Kime ve neye karşı başkaldıracaktım; bir başkasının kaprisi hiçbir zaman benim yasam olma iddiasında bulunmamıştı." sf 26

"Skandaldan çok korkuyordum; insanları şaşırtmak istiyorsam bunu erdemlerimle yapacaktım. Bu kolay zaferler, aslında iyi olduğuma inandırdı beni; övgülerle karşılaşmam için doğal hareket etmem yeterliydi. Kötü istekler ve düşünceler ,dışarıdan gelir benliğime ulaşınca gevşer ve silikleşirdi; ben kötülüğün boy atamayacağı çorak bir topraktım. Rol yaparak erdemliydim ve dolayısıyla kendimi hiç zorlamıyor ve kısatlamıyordum..."
 sf 27

"Özgürlüğümü elverişli bir göçüp gitmeye, önemimi de hep beklenen bir ölüme borçluydum." sf 29

"Kuşaklar arası çatışmada çocuklar ve ihtiyarlar çoğunlukla aynı safta yer alırlar: Birinciler kehanetler ileri sürer ,ikinciler de bunların anlamını açıklar. Doğa konuşur ve deneyim söylenenleri anlaşılır hale getirir: Yetişkinlerin yapacağı tek şey de çenelerini kapamaktır." sf 29

"Köpekler sevmesini bilir, insanlardan daha şefkatlidirler, daha sadıktırlar nasıl davranmak gerektiğini bilirler ,iyi olanı saptamak ve iyi kişileri kötülerden ayırt etmek konusunda şaşmaz bir içgüdüleri vardır." sf29

"Eğer insan ancak kendi karşıtıyla tanımlanıyorsa, ben et ve kemik olarak tanımlanamazdım ve eğer sevgi ile nefret aynı madalyonun iki yüzüyse ben hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevmiyordum. Güzel bir şeydi bu: Cünkü aynı zamanda hem sevmeyi, hem de hoşa gitmeyi isteyemezsiniz. Hoşa gitmeyi ve sevmeyi de sevilmeyi de isteyemezsiniz." sf 37

"Her insanın doğal bir yeri vardır; gurur da değer de saptamaz onun yüksekliğini ama çocukluk karar verir her şeye." sf 53

"Edebiyatın seyrelmiş hafif havasını yeniden soluyordum, evren ayaklarımın dibinde uzanıyordu ve tek tek alçakgönüllükle, kendine bir ad verilmesini rica ediyordu; ona bir ad vermek, onu hem yaratmak hem de ona sahip olmaktı. Bu temel yanılsama olmasaydı hiçbir zaman yazı yazmazdım ben." sf 54

"Hoşa gitmeyi seviyordum ve kültür içinde yüzmek istiyordum. Her gün kutsallıkla yeniden dolduruyordum kendimi. Bunu kimi zaman üzerinde durmadan yapıyordum. Yüzükoyun yatıp sayfaları çevirmek yetiyordu ;küçük arkadaşlarımın eserleri çoğunlukla bir dua kitabı gibi işime yarıyordu. Aynı zamanda gerçek bir ciddiyet içinde neşelendiğim ve dehşete kapıldığı da oluyordu kimi zaman da dünyadan başka şey olmayan deli bir balinanın sırtında tehlikeli bir hızla kaçtığım da oluyordu. Varın hesaplayın her halükarda! bakışım işliyordu sözcükleri ;onları sınamak anlamlarının ne olduğuna karar vermek gerekiyordu; kültür komedisi uzun vadede kültürlendiriyordu beni." sf63

"Ücretlerin meziyetlerle orantılı olduğuna inanıyordum ve matmazelin meziyetli bir insan olduğu söyleniyordu bana ;öyleyse niçin o kadar az ücret veriyorlardı ona? Bir meslek sahibi olmak saygın ve onurlu olmak demekti ve insan çalışmaktan mutluluk duyardı; öyleyse hayatından sanki tedavi edilemez bir hastalıkmış gibi niçin söz ediyordu ?Onun şikayetlerini anlattığımda büyükbabam gülmeye başlıyordu. Bir erkeğin kendisine istek duyamayacağı kadar çirkindi bu matmazel. Ama ben gülmüyordum. İnsan önceden mahkum edilmiş olarak doğabilir miydi? Doğabilirse bana yalan söylenmişti demek ki ve dünyanın düzeni hoş görülmesi olanaksız bozuklukları gizliyordu içinde." sf71

"Dünya malı, sahibine ne olduğunu yansıtır; oysa bana ne olmadığımı öğretiyordu; durmuş oturmuş ve sürekli değildim ben; çelik üretimi için gerekli de değildim; kısacası ruhum yoktu benim." sf75

"Her zaman neşelisindir, şarkı söyleyip durusun! Neden şikayet edeceksin ki! İstediğin her şeye sahipsin diyordu. "Haklıydı da, şımartılmış bir çocuk hüzünlü olamazdı; onun bir kral gibi canı sıkılabilirdi yalnızca. Ya da bir köpek gibi ."sf 79

"Dünya mal mülküne hiç sahip olmadığım için, onların üstüne yükselmeye daha da güçlü bir eğilim duyuyordum ve içimi rahatlatan yoksulluğumda, adanmış olduğum şeyi zahmet çekmeden bulacaktım.Mistisizm, yerinden edilmiş kişilere ve fazlalık çocuklara çok uygun düşer." sf 84

"Ama benim sevgili küçüğüm, şu yaşında bu tür kitaplar okursa, büyük olduğu zaman ne yapacak ?"Ben de onları yaşayacağım," demiştim ve bu cevap en eksiksiz ve sürekli başarıyı kazanmıştı." sf 90

"Ayna, uzun süredir bildiğim şeyi öğretmişti bana; ben korkunç derecede doğaldım. Bundan hiçbir zaman sıyıramadım kendimi." sf 92

"Kendimi keşfetmeye başlıyordum artık. Ben neredeyse bir hiçtim ya da içeriksiz bir etkinliktim ,ama bundan fazlası da gerekli değildi. Komediden sıyrılıyordum artık. Henüz çalışmıyordum, ama oyun da oynamıyordum ; yalancı, yalanlarını işleyip ortaya koyarak öz hakikatini buluyordu. Yazıdan doğmuştum ben, bundan öncesi yalnızca aynada bir yansımaydı; ilk romanımdan itibaren bir çocuğun aynalar sarayına girmiş olduğunu bilmiştim. Yazarak varoluşuyordum, büyüklerin elinden kurtuluyordum; ama yalnızca yazmak için ben ve ben dediğim zaman bu sözcük, yazan ben anlamına geliyordu." sf 126


"Dil aracılığıyla dünyayı keşfetmek için, dili uzun zaman dünya olarak kabul etmiştim." sf 150

"Karakter özellikleri küçültür insanı; azaplarla beni şan ve şerefe ulaştıracak yüce bağlanımdan başka hiçbir şeye sadık değildim." sf 153

"Sevmesini bilen için, onun en mahrem tedirginliğiydim, ama bana dokunmak isterse ortadan siliniyor ve kayboluyordum. Hiçbir yerde yoktum ve nihayet kendimdim! Her yerdeydim; insanlığın asalağıydım ve iyiliklerim onu kemiriyor ve yokluğumu sürekli olarak yeniden canlandırmakta yükümlü kılıyordu." sf 160

"İnanç derin olduğu zaman bile tam değildir. Onu her zaman desteklemek ya da en azından ,tahrip etmekten kaçınmak gerekir." sf170

"Bir tek yasam vardı benim: Tırmanmak iddialarımı beslemek ve onların aşırılıklarını maskelemek için, ortaklaşa ve genel yaşantıya başvurdum." sf 192

"Dün olduğu için kötü hareket ettim ve bugünüm üzerine ileri süreceğim sert yargıyı sezinliyorum." sf 194

"Kültür hiçbir şeyi ve hiç kimseyi kurtarmaz ,bir şeyi haklı da çıkarmaz .Ama insanın bir ürünüdür o ve insan ona yansıtır kendini ve onun aracılığıyla ve onda kendini görüp tanır ;bu eleştirel ayna insana imgesini gösterir ancak." sf 206





24 Ekim 2012 Çarşamba

BUKET UZUNER-SU






"İnsanların birbirlerini kolayca ve çabucak yargıladığı, kimsenin kimseye ayıracak vaktinin olmadığı, gözlerin sadece bayram etmek için baktığı ,dünyanın bir körler ülkesine dönüştüğü, acının ve sevginin pazarlandığı zamanlarda yaşadığını fark etmek ,hangi yaşta olursa olsun, yaşlanmaya başlamaktır. "sf 21

"Dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir yüzyılında yirmi beş yıl kadar yaşamış biri, cehennemin bu dünyada olduğunu artık öğrenmiş, insanlık tarihi boyunca insanın en büyük düşmanının yalnızca insan olduğunu da çoktan fark etmiş olmalıdır. Hepsi bu kadar!" sf 39

"Kalplerini gülümseme maskesi arkasına saklayarak daha fazla kırılmaktan korumaya çalışanlar, bir gün artık sahiden gülümseyemediklerini fark ederler. Çünkü artık gülüşün gerçek dürtüsünü ve rengini unutmuş böylece yitirmişlerdir. Unuttuklarımızı yitiririz! Ancak daha önce incinmiş olanlar, hüzünlü bir gülüşün arkasına saklanarak güvende olmayı unutma acısına tercih ederler çoğunlukla..." sf 43

"Memleketin yedi bölgesindeki bütün kızlar; ister kendini muhafazakar, ister modern kabul eden, ister insanın dişisine bayan veya açık gezmesine karar verilen ailelerde büyüsünler, sonuçta kızların hepsinin vardığı yer aynıydı; kadının diploması sadece ve sadece bir çeyiz olarak kabul görmekteydi. bir kadının kendine ait mesleği, parası ve hayatı olabileceği, felsefeye, matematiğe ya da şiire adayabileceği düşüncesi Türkiye de Kaf Dağı nın gerçekte var olmasından çok daha ütopikti ." sf 44


"Şamanlığa Asya "da kullandığımız ön Türkçe"de, Kamanlık ,Şaman" a da Kam veya Kaman derlermiş.Kamlar ya da Kamanlar her şeyden önce birer şifacı yani otacı denen bitkilerle ilaç yapan nasıl desem sanki o zamanın eczacılarıymış." sf 56

"Şamanlık Orta Asya "da yaşayan eski Türklerin, Moğolların ve başka birçok kavmin inancıdır. Zamanla bir geleneğe dönüşen Şamanlıkta evren gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç bölümdür... Tektanrılı dinlerden önce Şamanizm "i benimseyen insanlar, bazı doğa güçlerine inanmış, su, hava ,ateş, toprak ağaç gibi öğeleri kutsal saymışlardır. İyi ve kötü güçlerle insanların ilişkilerini Şaman denen saygın bilgeler düzenlerdi." sf 57

"Türkler farklı ad verdikleri Şaman "a daha çok Kaman, Kam derlerdi. Kaman öncelikle kadındır, aydır ,dişildir, daha sonra erkekler de Kam olmuştur. Kamanlar söz sanatında yetenekli, feylesof insanlardır. Ozan has halk şairleridir.
Kam/anlarda atalarından geldiğine inanılan bir özel güç vardır. Bunlar zeki sağduyusu ve algılaması doğuştan güçlü çocuklar arasından seçilir. Bazı araştırmacılar pek çok dahi gibi Kamanların da epilepsisi olduğunu düşünürler. "sf 57

"Türklerin büyük bir kısmı Müslümanlığı ve bazıları da diğer tek tanrılı dinleri kabul edince, İslamiyet" le karşılaşan kaman geleneğinden Alevilik doğmuş derler. Bu yüzden Aleviler ,Kam Kamanlar gibi kadın ve erkek yan yana semah eder ,döne döne dua ederler -miş dedi tane tane ve usul usul ..." sf  60

"Şaman sözcüğü eğer yanlış hatırlamıyorsam, Hintçeden geliyor Batı dillerine de oradan geçiyor diye biliyorum ben. Henüz dünyada İslamiyet yokken 2000 yıl önce Asya"da ve Güney Sibirya"da yaşayan Türkler kendi Şamanlarına hiçbir zaman Şaman dememişler zaten. Başta Hunlar olmak üzere Altaylar, Saha Türkleri Şamanlarına "Kaman" diyorlarmış. Kadın Kamana Udagan olduğu gibi, Özbekler "Baksi", Kazaklarsa "Bahşi" Yakutlar "Oyun", Moğallar "Böğü", Karluk Türkleri "Sagun" derlermiş." sf 62

"Korkaklıklarımıza farklı bahaneler bularak başkalarını suçlamak bizi bir süre rahatlatır. Ancak çoğu zaman artık geç de olsa ölmeden önce mutlaka gerçeği fark ederiz." sf 70

"Uğursuzluk hep başkalarından ve onların davranışlarından kaynaklanıyor sananlar, hayatlarını aslında hiç tanımadıkları bir beden içinde geçirenlerdir." sf 73

"İnsanlar kendilerinden farklı, hızlı ve yetenekli olanlardan korkar, korkunca da bağırır ve çağırırlar, bu sözüm kulağına küpedir, hiç çıkarma." sf 80

"Dünya aradığını çok isteyenin bulmak, az isteyenin şikayet etmek, hiç istemeyeninse seyretmek için zaman harcadığı bir gezegen değil mi?"sf 101

"Yaşam demişti biri, düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir tragedyadır."

"Türk mitolojisinde Hayat Ağacı "nın her yaprağı yeryüzünde yaşayan insanları temsil eder ve göremediğimiz öbür dünyadaki gelecek hayatına denk gelir. Düşen her yaprak onun temsil ettiği kişinin ölümüdür." sf 200

"Aşk insana kalbinin yerini öğretiyor." sf 217

"İnsan kendini aynada görmek istemeyecek kadar çok üzgün olduğunda yüzü onu terk eder ve bazen yıllarca geri dönmez. İnsanlar böyle zamanlarda aynaya baktıklarında kendilerini bulamazlar ve bu hayatlarının en kayıp zamanıdır." sf 224

"Pazartesi güzel gündür ,tazedir, başlangıçtır. Pazartesi ümittir. Pazar kurulmasının hemen ertesi günü olduğundan pazartesi bereketlidir." sf 311

"Beynimizin kullanmadığımız kısmı bizim sayılır mış? Özgürlük böyle soyut bir şey..." sf 325





9 Ekim 2012 Salı

VİRGİNA WOOLF-KENDİNE AİT BİR ODA




"Düşünce -hak ettiğinden daha gurur verici bir addı..."sf 7

"Kurmaca olgulara bağlı kalmadır, olgular ne kadar sahiyse kurmaca da o kadar iyi olur. "sf19

"İyi bir yemek yememişseniz iyi düşünemez,iyi sevemez ,iyi uyuyamazsınız."sf 22

"Hayatın keyifli yanlarının beklenmesi gerek." sf 24

"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler , büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı.Böyle bir güç olmasaydı dünya bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu.Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı.Hala geyiklerin iskeletleriyle kırık koyun kemiklerinin birbirine sürter,çakmaktaşı verip koyun derisi ya da gelişmemiş zevkimizi hangi basit süs eşyası tatmin edecekse onu alırdık.. Çar ve Kazer ne taç giyerler , ne de tahttan inerlerdi.Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar,bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir.İşte bu yüzden Napoleon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcılardırlar,eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor.Ayrıca erkeklerin,kadının eleştirisi karşısında ne kadar tedirgin olduklarını aynı eleştiriyi yapan bir erkeğin varabileceğinden daha fazla acı vermeden erkeği daha çok öfkelendirmeden kadının, bu kitap kötü ,şu resim zayıf filan demesinin nasıl olanaksız olduğunu da açıklamaya yarıyor. Çünkü eğer kadın gerçeği söylemeye başlarsa aynadaki görüntü büzülür; erkek hayata uyum sağlayamaz olur. Kahvaltıda ve akşam yemeğinde kendini olduğundan bir kat daha büyük görmezse hükümler vermeye, vahşileri uygarlaştırmaya ,yasalar koymaya ,kitaplar yazmaya ,süslenip ziyafetlerde nutuk çekmeye nasıl devam eder." sf41

"Kadınlık himaye edilen bir meşguliyet olmaktan çıkınca her şey olabilir, diye düşündüm evimin kapısını açarken." sf46

"Görünüşe göre her iki erkekten birinin elinden şiir ya da sone yazmak gelirken neden hiçbir kadının edebiyatın o olağanüstü türünde tek bir kelime bile yazmadığı bugüne dek yanıtı bulunamamış bir muammadır." sf47

"Evlenecekleri kişiyi seçmek hala üst ve orta tabakadan kadınlara tanınan bir ayrıcalıktı, kocanın kim olduğu tayin edildikten sonra erkek ,kadının sahibi ve efendisi olurdu en azından yasalar ve gelenekler elverdiği kadar." sf48

"Kediler cennete gitmez.Kadınlar Shakespeare in oyunlarını yazamaz." sf 52

"Demek ki on altıncı yüzyılda şairlik yeteneğiyle dünyaya gelen o kadın mutsuz bir kadındı,kendisiyle mücadele eden bir kadındı.Hayatının bütün koşulları ,bütün içgüdüleri,beynin içinde ne varsa serbest bırakmak için ihtiyaç duyulan ruh haline düşmandı." sf57

"Dünya insanlardan şiir, roman ve öykü yazmalarını istemez; bunlara ihtiyacı yoktur."

"İstersen yaz,umurumda değil "demiyordu.Dünya kaba kaba gülerek.Yazmak mı ?diyordu. Yazman ne işe yarıyor." sf 59

"Erkeklerin görüşü öyle büyük yer kaplıyor ki kadından entellektüel bir şey beklenemezdi.Babaları bu görüşleri yüksek sesle okumasa bile her kız bunu kendi kendine okuyabilirdi ;on dokuzuncu yüzyılda bile bunları okuyunca kızların hevesi kırılır , işlerine yansırdı herhalde.Sürekli şunu yapamazsın,bunu beceremezsin türünden iddialara göğüs germek , onlarla baş etmek zorunda olurlardı."sf 60

"...taşın taşla ilişkisi kurmaz biçimi insanın insanla ilişkisi kurar.Bu yüzden bir romana içimizde her türlü zıt ve birbiriyle çelişkili duyguları uyandırır.Hayat,hayat olmayan bir şeyle çelişir.Bu yüzden romanlar konusunda uzlaşmakta zorlanırız,kişisel önyargılarımızın üzerimizdeki etkisi bu yüzden büyüktür." sf78

"Başarı kişiyi çaba göstermeye sevk eder; alışkanlık da başarıyı kolaylaştırır.' Bu bur erkek cümlesidir."sf83


"Erkeği ; basit bir konuşmada bile öyle doğal bir görüş farklılığı ortaya çıkacaktır ki erkeğin içindeki kurumuş fikirler yeniden döllenecektir; kadını, kendisininkinden farklı bir ortamda bir şeyler yaratırken görmek erkeğin yaratıcılığını öylesine hızlandıracaktır ki kısır zihni yavaş yavaş yeniden palan yapmaya başlayacak ve erkek şapkasını başına oturtup kadının yanına gelmeden önce ekik olan cümleyi ya da sahneyi bulacaktır.Her Johnson ın kendi Thrale i vardır, ve bunun gibi nedenler yüzünden o kadına sıkı sıkı sarılır.Thrale İtalyan müzik üstadıyla evlenince Johnson öfkeden ve nefretten deliye döner adeta,sadece Streatham deki güzel akşamları özleyeceği için değil, hayatının ışığı sönmüş gibi olacağı için."sf94

"Ancak kadınların yaratıcılığı erkeklerinkinden çok farklıdır.Asırlar süren çok katı bir disiplin sonunda kazanılmıştır,yerini de hiçbir şey alamaz, bu yüzden eğer engellenirse ya da ziyan edilirse çok yazık olur,diye düşünürüz.Kadınlar erkekler gibi yazsalardı ya da erkekler gibi yaşasalardı,onlar gibi görünselerdi çok yazık olurdu,dünyanın ne kadar geniş ve çeşitli olduğunu düşünürsek,iki cins bile pek yetersiz kaldığına göre sadece tek bir cinsle nasıl idare edebilirdik?" sf 95

"Her şeyden önce kendi ruhunu aydınlatacaksın,bütün derinliklerini ,sığ yüzeylerini ,ruhundaki  kibri ve cömertliği;ve sonra kendi güzelliğinin ya da gösterişsizliğinin sana ne ifade ettiğini anlatacaksın ;zemini suni mermer kaplı , giyim malzemesi satılan çarşılarda eczacıların şişelerden sızan hafif kokuların sürekli değişen ve dönen dünyasıyla nasıl bir ilişkin olduğunu söyleyeceksin."sf 97

"Lanet etmek için durursan yolunu kaybedersin deni ona;gülmek için durursan da.Tereddüt edersen ya da beceremezsen işin biter.sadece atlayışı düşün,diye yalvardım ona ,sanki bütün paramı ona yatırmışım gibi; o da kuş gibi tekrarladı dediklerimi,Ama ilkinin ötesinde bir çit daha vardı ,onun da ötesinde bir tane daha."sf102

"İnsanın zihninde kadınla erkek arasında bir işbirliği oluşmalıdır ki yaratıcılık tamamlanabilsin.Zıtlıkların ,evliliği tamamlanmalıdır.Yazarın deneyimlerini size kusursuz bir bütünlük içinde aktardığı duygusunu edinebilmemiz için zihnin tamamı apaçık serilmelidir önümüze.Hem özgürlük olmalıdır hem de huzur.Ne bir tekerlek gıcırdamalı ne de bir ışık parlamadır.Perdeler sımsıkı kapatılmalıdır.Deneyimi tamamlanınca yazar sırtüstü yatmalı ve zihninin düğününü karanlıkta kutlamasına izin vermelidir,diye düşündüm.Bakmamalıdır neler yapıldığını sormamalıdır.Bunun yerine bir gülün yapraklarını yolmalı ya da nehirde sakince yüzen kuğuları seyretmelidir."sf113


4 Ekim 2012 Perşembe

JEAN CHRİSTOPHE GRANGE- TAŞ MECLİSİ




"Paleopatoloji: ne olduğunu biliyor musunuz ?
- Arkeolojide kullanılan bir yöntemdir .Bu yöntemde bir mumya ya da başka organik kalıntılar scanner a İRM cihazına ya da herhangi bir görüntüleme aygıtına yerleştirilir, zarar görmeden bileşimleri belirlenmeye çalışılır. Bu sayede binlerce yıl önce ölmüş insanların cesetlerini görüntü yoluyla otopsiden geçirmek mümkündür." sf 84

"Palimpsestus nedir, bilir misiniz?"
-...Ortaçağ keşişlerinin üzerine yeni metinler yazmak için kazıdıkları Eskiçağ parşömenleri." sf100

"Dövüş tekniklerinden biri de rakibinin hamlesini ona karşı kullanmaktır. Kadının saldırganlığını yatıştırmak için duyarlı tele dokunmaya karar verdi ."sf 105

Ben bilinçaltınızdan söz ediyorum. Sizden bazı bilgileri saklayan bilinçaltınızdan. Eğer ona kendini savunacak silahlar verirseniz,inanın bana silahları kullanacaktır." sf161

"Hipnoz çok güçlü bir konsantrasyon seansından başka bir şey değil. Birlikte dikkat yeteneğinize hakim olabilecek fiziksel duygularınıza -örneğin kan dolaşımınıza- değineceğiz. O duyguların dışında her şeyi unutacaksınız. Çevrenizi çok uzaktan algılar olacaksınız.Böylesi bir "bağ koparma" günlük hayatta da yaşanır. Örneğin bütün dikkatinizi bir dosyanın incelenmesine verdiğinizde aklınız çalışmanızın emrine girer.Bir böcek gelip sizi sokar farkına bile varmazsınız. Bedensel yıkıma uğranılan dini törenlerde de karşılaşılır bu durumla. Beyin acı mesajını "alamaz bir süre sonra"." sf161

"Bilinçaltının engellerini bu hipnoz durumu sayesinde mi kaldırıyorsunuz?
evet çünkü savunma hatları kuran, bilinçaltı değil bizzat, bilincin kendisidir ama belirli bir konsantrasyona eriştiğimizde artık mantık kapısını kullanmayız. Her şey hipnotizmacı ile kişinin bilinçaltı arasında özel bir ilişkiye dönüşür."sf 162

"İki çeşit etnolog vardır, Madam. Bir etnik grubun ruhsal görüntülerini tümüyle psikolojik açıdan inceleyenler bu türden etnologlar için şaman güçler, sahip olunan yeteneklerden ve isteri, şizofreni gibi basit akıl sapkınlıklarından başka bir şey değildir. Aralarında benim de bulunduğum ikinci grup etnologlar içinse, böylesi olaylar, adını taşıdıkları güçlerin görüntüsüdür. Yani ruhların görüntüsü."  sf 188

psikolojik yeteneklerimizin gelişmesi yolundaki en önemli engelin önyargılarımız olduğu. Kuşkuculuk ,maddecilik, kayıtsızlık aklımıza zarar veren, gücünü kullanmasını önleyen gerçek birer kirlilik gibi görülmeli bence. Gücünden emin olmayan bir sporcu ,yarışa yenik başlar. Bilincimiz kesinlikle aynı biçimde işler. Kuşkucu biri kendi zihinsel yeteneklerine erişemez." sf190

"... taygada, tören dümbelekleri sadece yıldırım çarpmış ağaçlardan oyulur." sf350

"Yuva hep kozmosla temas edebilsin diye,moğol çadırlarının tepesi açık olur." sf 356

"Seksle ilgili davranışları, bir insanın en derinlerindeki ruh halini ortaya çıkarır hep. Bu büyücü yamakları da kurala uyuyorlardı. Diane artık emindi bundan; bu insanlar tutkuya kapıldıklarında bazı hayvanların davranışlarını benimsiyorlardı." sf 388

"KARTAL : her şeyi gören bir kuş.  Tüp biçimindeki gözleri sayesinde, gördüklerini inanılmaz boyutlarda büyütebiliyor.Ormanın yüz metre üzerinden uçarken, dikkatini minicik bir kemirgenin üzerinde öylesine toplayabiliyor ki,o küçük  hayvan tüm gözünü kaplıyor. Kartal bunu yaparken, bir başka mucizeyi de gerçekleştirebiliyor; gözlerini iki değişik yöne çevirebiliyor. Tam önündeki hedefine bakarken,aynı zamanda da pençelerinin doğrultusunu ayarlayıp, kapma hareketine hazırlanabiliyor.
O sırada kanatları -açıldığında yaklaşık üç metre- süzülmesine yardımcı oluyor. Kartal avının üzerine saatte seksen kilometrelik bir hızla inerken ,avının tepesine ulaştığında, saniyenin çok kısa bir bölümünde yavaşlayabiliyor, hiç bir ses çıkarmadan, yürüyen bir adamın adımlarının hızına inebiliyor. Kurbanı öldüğünü bile hissetmiyor.Daha irkilip sıçrayacak zaman bulamadan gaga ve pençeler vücuduna gömülüyor.
Kartalın tek zaafı ,ışığa bağımlı olması.Gözünün aşırı derinliği görüş alanını karartıyor, böylelikle sadece tam aydınlıkta görebiliyor kısacası kartal gün ışığında saldırıyor. Güneşin batmaya başlamasıyla birlikte, kartalın av zamanı da sona eriyor. Pek güçlü bir teselli değil bu. Çünkü o ana kadar hiç kimse ya da hiçbir şey gözünden kaçamaz.
 KURT :kartalın tam tersine,gece, kurdun güç alanını, öncelikli bölgesini oluşturuyor. Kurdun gözleri sadece tek renkli bölgesini oluşturuyor. Kurdun gözleri sadece tek renkli bir görüntü algılamakla birlikte, çok daha önemli bir özelliğe sahip; Retina üzerinde, tam karanlıkta bile kusursuz bir görme yeteneği sağlayan özel bir dokuya ya da Tapetum lusidum a sahip .Böylelikle kurt, olağanüstü bir hareket algılama yeteneğine de sahiptir. Bir kilometreden bir el hareketini görebilir ,hatta gerginlik belirtilerini bile sezebilir. En küçük korku ,güçsüzlük belirtisi saldırı dürtüsünü harekete geçirir. Tabii aynı anda ter ya da daha doğrusu korkudan kaynaklanan kokuların möleküllerini değerlendirmesine imkan veren koku alma yeteneğini saymazsak.

AYI: neredeyse hiçbir şey görmez, kulağı da duyarlı falan değil. Ne var ki koku alma yeteneği benzersiz kokuları algıladığı  mukozanın boyutları, insanınkinin en az yüz katı. Boz ayı sadece kokuya dayanarak üç yüz kilometre öteden yolunu bulur ya da bir selin sularında yüzerken, rüzgarın taşıdığı belli belirsiz bir kokuyu izleyebilir.
 Ne var ki ayının başlıca korkutuculuğu başka bir özelliğinden kısacası gücünden kaynaklanır. Boz ayı dünyanın en güçlü hayvanıdır. Bir pencerede bir geyiğin bel kemiğini kırabilen ya da çenesiyle bir karibunun kemiklerini parçalayabilen ayı, her hayvanın kaçınması gereken bir düşmandır. Yalnız yaşayan, yüzünden hiçbir şey anlaşılmayacak kadar toplumsal davranışlara uzak bir hayvan. Kendi bölgesine egemen olmaya alışkın, kendi hemcinslerinden başka hiçbir yaratıktan çekinmeyen,güçlü ,acımasız, karşı konulmaz bir canavar. Bunu en iyi dişileri bilir. Her bahar yavruları yememesi için erkekleriyle dövüşmeleri gerekir."



2 Ocak 2012 Pazartesi

ŞAHANE HATALAR & HEATHER MCELHATTON


"Kahkahalar ve yumruklaşmalar.Kafeteryanın zeminine saçılan lazanyalar,çöp bidonlarına fırlatılmış geometri kitapları,Sidra Stanislow'un en sonunda tören salonun arkasındaki bidonlara dayanarak bekaretini kaybetmesi.Hademelerin hepsi kafayı bulmuş.Öğretmenler odası tartışmalardan boğulmuş ve yiyecek içecek makineleri boşalmış.Bugün lisenin son günü...
 ...Üniversiteye gitmeye karar verirseniz,2.Bölüme gidiniz.
    Yolculuğa çıkmaya karar verirseniz,   3.bölüme gidiniz.


"Üniversiteye kayıt yaptırdınız ve erkek arkadaşınızla kampüsten birkaç sokak uzakta bir daire kiraladınız.Daire tam anlamıyla berbat.Bölmeleri küflü bir buzdolabınız,düzenli olarak taşan bir tuvaletiniz ve devamlı olarak kedi öldürüyormuş veya gürültülü ses çıkaran bir alt kat komşunuz var.Duvarları koyu renklere boyayarak ve Birinci Rıhtım'dan aldığınız Afrika'da Günbatımı Tablosunu asarak evi yaşanır hale getirmeye çalışıyorsunuz.Şehirli Cinco De mayo görüntüsü yaratmaya çalışıyordunuz ama eviniz daha çok karnaval sırasında kiralanmış tarot falı standına benzedi...
...Okulda işler iyi sayılmaz.Böyle olacağını düşünmemiştiniz.Devamlı olarak katlar arasında kayboluyorsunuz ve her şey çok pahalı.Etrafınızda genel bir telaş var,sanki dümen tutturamadığınız büyük bir nehrin akıntısına kapılmış gibisiniz.Tam bir kaos.Ayrıca branşınızı da seçmeniz gerekiyor.Gelecekte ne olmak istediğinizi nereden bileceksiniz?Kendinizi sanat eğitimine adayıp bu yüzyılın bir sonraki en büyük sanatçısı olabilirsiniz veya kendinizi fen bilimlerine adayıp büyük bir bilim adamı olabilirsiniz.Sahi hangisi olmak istiyorsunuz?
     Sanat okumaya karar verirseniz,4.bölüme gidiniz.
     Fen bilimlerinde okumaya karar verirseniz,5.bölüme gidiniz."

"Sanat bölümüne kaydoldunuz.Tuhaf bir kabile bunlar.Kulak memelerine tahta parçaları geçirmiş bir çocuk,Maori dövmeli ve cinsel organında piercing taşıyan bir kadın ve raptiyeleri ısıtıp kollarına kabartma solucan şeklinde hiyeroglifler alazlayan bir başka kız var.
 Sanat öğrencileri,hukuk ve işletme öğrencilerinin alaylarına maruz kalmama çabası içinde,dayanışma halinde olup birlikte dolaşırlar.Bu nedenle muhtemelen başka nedenlerle de erkek arkadaşınızla iletişiminiz daha da bozuluyor.(o işletme okuyor.Hem sıkıcı hem de utanç verici.)...Sonra bir gün öğleden sonra erkek arkadaşınız eve erken gelip sizi kadife kanepeye yayılmış bir şekilde Thaddeus isimli bir video sanatçısıyla yakalıyor.Bu ilişkinizin sonu oluyor.Onu suçlamıyorsunuz,üzülüyor da sayılmazsınız.
...Thaddeus kızların çalgı telleriyle bağlı bir şekilde ata biner gibi yağlı çelloların üstünde poz verdiği senfoni-seks filmleri çekmeyi seviyor.Ayrıca sevişmelerinizi banda kaydediyor.
...Dönemin ortasında okulda karma sergi açılması gündeme geliyor ve sizin de bir eserinizi sergilemeniz gerekiyor.Şimdi teknik olarak başarılı olduğunuz bir resimle mi yoksa riskli bir resimle mi katılmalısınız?
               Riskli resimle katılmak istiyorsanız,8.bölüme gidiniz.
               Teknik olarak başarılı resimle katılmak istiyorsanız 9.bölüme gidiniz."

"Riskli bir eserle yarışmaya katıldınız...
 Sizin eseriniz o kadar fazla incelenmiyor ve bunun asıl nedeni Thadeus'un eserinin bütün dikkatleri üzerine toplaması:Büyük bir plastik kemanın içine televizyon monitörü gömülmüş ve monitörde ikinizin sevişme görüntüleri döndürülüyor:İnsanlar karlı yeşil monitörün etrafında toplanmış,plastik bardaklardan ucuz şarap yudumlayarak fısıldaşıyor.
Video hızla okula yayılıyor ve kısa sürede neredeyse bütün öğrenciler kopyasını almış gibi görünüyor.Hatta özet görüntülerin bulunduğu bir web sitesi olduğu söylentileri var.O halde yeni rolünüz bu;siz güzel sanatlar fakültesi fahişesi oldunuz.İşin kötüsü kaygılanan bir akran tarafından videonun bir kopyası bilmeleri gerektiği düşüncesiyle postayla ailenize gönderildi...
                                          Okulu bırakacaksanız,16.bölüme gidiniz.
                                          Okulu bırakmayacaksınız,17.bölüme gidiniz."

"Okulu bırakıyorsunuz ve hiç kimse sizin gittiğinize üzülmüyor.Hiç kimse aramıyor,hiç kimse uğramıyor. Anneniz ve babanız neredeyse sizinle konuşmuyor;yemek masasında sessizce oturuyorlar,lokmalarını çiğniyor ve tabaklarına bakıyorlar. Depresyon sıcak kollarıyla size uzanıyor ve uyuyorsunuz.Olimpik bir uykucu haline geliyorsunuz;günde on beş on altı saat uyuyorsunuz...Duş almak büyük bir külfet ve yemek yemek çok yorucu bir iş gibi geliyor.
Sonra anneniz sizi Hyatt'a kongre merkezinin yanındaki merkeze gönderiyor...Sadece çok olumlu bir şey olduğunu düşünmüş ve bir süre evden çıkmanızı sağlayacağı için memnun.
"Herkese göre değil," diyor Guy Moffatt."Sadece sürüdeki güçlüler yanımızda yer alabilir."
Bu cümle katılmak istemenize neden oluyor...
                                               Gençlik merkezine gidecekseniz,32.bölüme gidiniz.
                                               Gençlik merkezine gitmeyecekseniz,33.bölüme gidiniz."

"Merkez kelimesi sizi bir anlamda ürkütüyor.Bunu seveceğiniz sanmıyorsunuz."Bana daha fazla bilgi gönderebilir misiniz?"diye soruyorsunuz ve size hoşnutsuz bir ifadeyle bakıyorlar."Hayır" diyor lider kız.Merkeze gelmeniz gerekiyor."Bu sizin çıkış yolunuz.Kaçırılmalar ve kültler hakkında hiçbir yere gitmeniz gerekmediğini anlamanıza yetecek kadar film izlediniz...."
...
                                         

26 Aralık 2011 Pazartesi

AHMET ÜMİT-İSTANBUL HATIRASI



"İnsan istemese bile başkalarıyla karşılaşıyor,başkalarını seviyordu.Başkalarına duyulan sevgi,ölenlere duyulan bağı azaltmamalıydı.Buna evet demenin kendini kandırmak olduğunu biliyordum.Hayat ,canlılara öncelik tanırdı .Ölenlerin görüntüleri,sesleri,kokuları,anıları,izleri ağır ağır silinir giderdi,Acı ama galiba başka yolu da yoktu.İnsan pek de vefalı bir varlık değildi."sf.18

"Küçük Ayasofya, "diye mırıldandı."Eski bir mabettir burası.Çok eski,bin beş yüzyıldan fazla...
 ...
 Aslında kilise olarak yapılmış.Sergios Bakhos Kilisesi.Bu şehri imar eden imparator İustinianos tarafından...Ayasofya'dan on yıl önce.Yapımının da ilginç bir hikayesi var.İmparator İustinianos,düşman saydığı eski İmparator Anastasius'u öldürmek istiyormuş.Ancak bir gece rüyasında Sergios ve Bakhos adındaki azizler girmiş.Ona endişilerinin yersiz olduğunu,suikasttan vazgeçmesini söylemişler.İustinianos da hata yaptığını anlamış,eski imparatoru öldürtmekten vazgeçmiş,Kendisini uyardıkları için de bu iki azize minnet borcu olarak bu kiliseyi yaptırmış.Osmanlı döneminde kilise camiye çevrilmiş.Görünümü Ayasofya'ya benzediğinden adı da Küçük Ayasofya Camii olarak değiştirlmiş..."sf29

"Ay tanrıçası Hekate,kimileri onu Artemis'le özdeşleştirir.Hekate'nin Byzantium'a hep yardım ettiği söylenir.Hatta şöyle bir olay anlatılır:Büyük İskender'in babası II.Filip,Byzantium'u ele geçirmek ister.Ordusunun aysız,yıldızsız,karanlık bir gecede şehrin yakınlarına kadar sokar.Amacı ani bir saldırıyla kenti teslim almaktır.Ama birden gökyüzünde ışıklar patlar,yıldızlar yanar,ortalık gündüz gibi olur.Aynı anda Hekate'nin işaretiyle köpekler de ulumaya başlar.Bütün kent bir anda uyanır ve II.Filip'in ordusunun yaklaşmak ta olduğunu görerek önlem alır ve ay tanrıçası Hekate'nin yardımıyla Byzantium o gece kurtulur."sf39

"Eğer ölünün avucuna koymayı Eski Yunan mitolojisine göre yorumlarsak katilerin Necdet'e iyilik etmeye çalıştığını bile düşünebiliriz.Çünkü mitolojide,ölülerin gözüne ya da bedenlerine bırakılan para,onların yeraltı ülkesindeki Akheron Irmağı'nı rahatça geçmeleri içindi.Kötü biri olan sandalcı Kharon ölü ruhları ırmaktan geçirmek için para alırdı.Bu yüzden ölülerin bedenlerine para bırakılırdı.Sandalcı Kharon,ölünün üzerinde para bulamazsa onları Akheron Irmağı'ndan geçirmez,Böylece ruhlar Yeraltı Tanrısı Hades'in bataklığına saplanır kalırlardı."sf41

"Eski Yunanistan'daki Megara kentinin halkı,savaşlarda yenilmiş ve yoksul düşmüş.Krallar Byzas,Delfi Tapınağı'nın kahinine ne yapmaları gerektiğini sormuş.Kahin de onlara Apollon'un buyruğunu bildirmiş.Gemilerinize binin,denizleri aşın Körler ülkesinin karşısına,yani bugünkü Sarayburnu'na gelmişler."sf.47

"Byzantion üç yanı denizlerle çevrili olduğundan savunmaya da elverişliymiş.Tabii,stratejik önemi de var.Boğaz'dan geçen gemilerden de vergi alıyorlarmış.
 Ve balık sürüleri...Kentin başlıca besin kaynağı ...Palamutlar,uskumrular,lüferler...
...Sarayburnu'nun bu olanaklarını göremeyip Asya yakasına yerleştikleri için onlara kör ,köylerini kurdukları yere de Kalkedon demişler"sf47

"Evet şöyle yazıyor: Byzantion ,İsa'dan önce 660 yıllarında kuruluyor.Yedi yüz küsür yıl boyunca bir kent devleri olarak yaşıyor.İsa'dan sonra 73 yılında da Roma'nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlanıyor."sf.49

"...Biz şehri savunurken aslında insanlığı savunuyoruz"sf60

"Oysa şehirlerde insanlar gibidir,geçmişlerini unuturlarsa tarihlerinden koparılırlarsa kişiliklerinden de koparılırlar.Hiçbir özellikleri kalmaz.Birbirine benzeyen sıradan insanlar gibi olurlar.Oysa İstanbul sıradan bir şehir değil."sf.90

"Tıpkı ırk.cinsiyet.gibi din de insanları ayrıştıran bir olgu olduğundan ortak payda olarak kabul edilmemeliydi.Hepimizin bir tek ortak özelliği vardı:İnsan olmak .Farklı inançlara ,farklı etnik kökenlere ,farrklı cinsiyetlere ,farklı dünya görüşlerine sahip olsak da hepimiz insandık.Bir başka ortak yönümüz ise İstanbul'du .Hepimiz bu şehirde yaşıyorduk.Camimiz ,cemevimiz ,kilisemiz ,sinagoğumuz bu şehirdeydi.İnsan olmak ve istanbul'da yaşamak işte bizi birleştirecek iki önemli zemin."sf.139

"Ölüm de tıpkı evlilik gibi.doğum gibi yaşamımızı tümüyle değiştiren,hayatın anlamını bir kez daha düşünmeye çağıran olaylardan biridir.Hele bu ölüm,cinayet sonucunda gerçekleşmişse insanın kendisine şunu sorması kaçınılmazdır.Neden?Katilin kurbanı hangi sebeple öldürdüğü değildir sadece meark edilen?Bir insanın başka bir insanı öldürmesi öldürebilmesidir daha çok."sf.155

"Romalılar yedinin kutsal ve uğurlu bir sayı olduğuna inanırlardı.Muhtemelen İyonyalı Pisagor' un mirası.Yedi kritik olayların sayısıdır.Gizemi ve gücü temsil eder.Yedi gün,yedi  ay ,yedi yıl...Bu nedenle olsa gerek Konstantin başkentini Roma 'da olduğu gibi yedi tepe üzerine kurdu.Sarayındaki büyük salonun adını Yedi Kandil koymuştu.İmparatoru korumakla görevli Yedi Muhafız Alayı vardı.Bİldiğiniz gibi müslümanlıkta da yedi  sayısı önemlidir.Kuran da Mülk suresinde göğün yedi katlı olduğundan söz edilir.Haç sırasında Kabe'nin etrafında yedi kez dönülür.Aslına bakarsanız,bütün birbirlerinin devamıdır Nevzat Bey .Hiç biri ötekinden bağımsız değildir .Şu sultanahmet caminin minarelerindeki inceleğe bakın."sf164

"Şöyle de diyebiliriz:Eğer Sümerler olmasaydı Hititler,Hititler olmasaydı antik Yunan, antik Yunan olmasaydı Roma İmparatorluğu, Roma İmpartorluğu olmasaydı, Osmanlı İmparatorluğu olmazdı.İnsanlığın büyük uygarlığını oluşturan değişik evrelerdir bunlar .Birini çekip alırsanız,anlamsız bir boşluk doğar tarihi tamamlayamazsınız." sf.165

"Sevdiğiniz işi yapmak güzeldir,iyi bilirim bu duyguyu ,çünkü bende istediğim işi yaparak hayatını kazanan o azınlıktan biriyim.Ama bu durumu abartırsanız,yani hayatınızı tümüyle mesleğinizden ibaret sayarsanız ,mutlu olmanız mümkün değildir.İşinizi ne kadar severseniz sevin hayatın öteki alanlarından asla çekilmemeniz gerekir."sf.170

"Evet ruhun yarası hiç kapanmıyor.Beden daha çabuk onarıyor kendini.Kalbin attığı sürece vücut iyileşebilir.Oysa ruhun bir kez darbe aldı mı ,o yara dikiş tutmuyor.Sonuna kadar kendi kendine kanamayı sürdürüyor.Ama öte yandan hayat da devam ediyor.Ben yeniden başlayamam sanırdım.Başka bir kadın olmaz,başka birini sevemem sanırdım.Oluyormuş..."sf.262

"Sofya bilgelik demektir.Yani Ayasofya kutsal bilgelik anlamına geliyor.Bu kilise herhangi bir aziz için yapılmamış.zaten o yüzden Fatih şehri alınınca kilisenin adını değiştirmeden camiye çevirtmiş.Neredeyse bin yıl kilise beş yüz yıl cami olarak kullanılan bu devasa bina cumhuriyetin kurulmasından sonra bizzat Atatürk ün emriyle müzeye dönüştürülmüş."sf326

"Fatih bu kenti gerçekten de yeniden kurmuştur.Çünkü Osmanlılar Konstantinopolise girdiklerinde kent korkunç bir durumdaydı.Fatih tıpkı Konstantin gibi bu yıkılmış talan edilmiş kentten bir pahiyat yaratmak için adeta seferberlik ilan etti.İmparatorluğun her yanından ustalar ve savaş esirleri getirtti...

Her kent en az yüz zanaatçıya ve zengin aileyi Konstantiniyye ye yollamakla görevliydi.Gitmek istemeyen insanlar da oldu tabi ama kimse Fatih in buyruğuna karşı koyamazdı.Büyük bir imar hareketi başlatıldı.Ve Doğu Roma'nın yaşlı yorgun ümitsiz kentinden yepyeni bir osmanlı payitahtı yaratıldı."sf454

5 Aralık 2011 Pazartesi

ÜSTÜN DÖKMEN'LE NEHİRDE - psikodrama sandalıyla yolculuk BİRCAN KIRLANGIÇ ŞİMŞEK

 
"Nereden nereyenin" neresinde duruyoruz her birimiz ?Durup mola vermeli mi yaşamda ?En azından ne kadar yol aldığımızı görmeli mi gerekli mi bakmak geriye?"sf.9

  "Çürükleri ayıklamayı iş edinmiş şehrin,sağlamsa kalanları,meşe palamutlarını misket yapacak düşler aleminin realistlerine."sf.14

  "Toplayacak bir uçtan bir ucanın savrulmalarını önlemek için.Toplayıp biriktirecek koleksiyoncu çocuk .Savrulup boşalmasın diye yaşanmışlıklar.Karşı çıkacak selamcı genç ,tüm annelerin aynı renkte sevdiğini söyleyen büyüğüne hürmeten kendini de katacak fener alayına."sf.15

  "Bırak da aksın hayat ,sana rağmen değil, seninle birlikte..."

  "Dahiler dağınık ortamda çalışır.Etraflarında belli bir dağınıklık olmasından hoşlanırlar.Beethoven da dağınıkmış."sf.19

 
  "Yetenek önemli değil.Kişinin kendi kumaşına uygun bir desen çizmesi önemli."sf.20
 
  "Çocukken derlerdi ki "Başladığını bitireceksin", ben buna katılmıyorum.Beş yüz elli sayfa ,hoşuma gitmedi ,niye bitireyim?Ömrümüz o kadar uzun değil."sf.33


 "Ankara dünyanın en güzel şehri değil.Türkiye'nin de en güzel şehri değil belki ama bizim şehrimiz."sf.37
 
 "Öyle adet varmış.Eski Türkçe okuma-yazma farklıdır.okuyabilip yazamayanlar vardır.Yazma ayrı bir beceri.Erkeklerle mektuplaşmasın diye.İyi aile kızları gazete,kitap okusun cahil olmasın;ama yazamasın istenirmiş.Mektup yazabilen makbul değil."sf.51

 "Kadın bir şey ister ,erkek onu destekler.Annemle babamın ilişkilerinde beni bugün de çok etkileyen sevgileriydi.Sürekli el ele dolaşırlardı.Sonra yaşları biraz ilerleyince kol kola girip öyle giderlerdi."sf.67


 "Ölümsüz olmayacağımızı biliyoruz Yalom kitaplarında güzel anlatır ya motive eden en temel kaynak ölümlü olduğumuzu bilmek varoluşçu psikolojide.Devrim erbil belki onun için resim yapıyor.Öbürü onun için başka bir şey yapıyor.Birisi onun için olimpiyatlarda şampiyon olmak istiyor.Belki gençler ölümsüz olmak için imza atıyor.Tarihi esere imza atarlar ya bir anlamda değer bilmezlik,ama bir anlamda da ölümsüz olma isteği.Ayasofya'da galeri kısmında çok geniş bir korkuluk var.Oraya Vikingler imza atmışlar.Vikingce birşeyler yazılmış.Yazmasa Vikinglerin oraya geldiğini bilemeyecektik.Viking kalmadı dünyada,ama imzası yaşıyor.Battaniye yaşıyor sahibi yok; bornoz yaşıyor sahibi yok.Belkide biriktirmek de böyle bir şey..."sf.94

"Yağda yumurtayı severdim."Yağda yumurta yapayım yersen ,seni çocuk bahçesine götüreyim "dedi.Ben eğer yağda yumurtayı yersem götürmeyeceğinden yüzde yüz emindim.Çünkü büyüklerin kıvırttıklarını o yaşta öğrenmiştim.Der ama yapmazlardı.Büyüklerin küçüklere her dediklerini yapmadıklarını biliyordum."sf.137

 "İyinin miktarı çok önemli değil bence olması önemli. Üç tane doğru,bazen bin tane yanlışı götürebilir."sf.138


 "Zamanı mekanı kaldırırsak aradan ölüm,kışın ortasında ikinci kış gibi misafir olur bize"sf.139


 "Yaşamın keyifleri güzel yemek,güzel müzik,güzel ortam.Güzel araba değil,kıyafet de değil."sf.160


  "Yaşam bir oyundur.Yaşamın sürmesini istiyoruz.Rakiplerimizin yaşamasını istiyoruz.Gerçek akıllı firma,benzer alandakilerin hepsini yok edip tek başına kalmaz.Rakiplerden hep üstün olmaya çalışır."sf.165

 "Yapabilenler yaparlar ,yapamayanlar öğretirler,öğretmeyi beceremeyenler teftiş eder,denetlerler."sf.185

 "Kasise girdikten sonra,çukura girdikten sonra.Çukuruda bildiriyor yalnız girdikten sonra.Bir de çıngırak çalıyor,emin oluyorsunuz o zaman...İnsanlık da böyle ,bu bana ait bir şey,benim keşfim.İnsanlık da tarih de böyle olmadan anlamıyorsun.Çukurun içine girdiğin anda hengameden anlamıyorsun.Çukurdan çıktıktan sonra da bu çıgırak bir süre çalmaya devam ediyor.Allah diyorsun.Ben kasise girdim galiba.Bu toplumlar için de geçerli."sf.258