25 Ekim 2012 Perşembe

SÖZCÜKLER- JEAN PAUL SARTRE






"En küçük kız kardeş, Anne Marie ,çocukluğunu bir sandalyenin üzerinde geçirdi. Sıkılmayı ,dimdik oturmayı, dikiş dikmeyi öğrettiler ona. Yetenekleri vardı, ama söz konusu becerileri geliştirmemenin daha doğru olduğunu düşündüler; taptaze bir güzelliği vardı ,ama bunu da sakladılar ondan. Bu orta halli, ama mağrur burjuvalar, güzelliği kendi olanaklarının üzerinde ya da durumlarının altında bulunan bir şey olarak görüyorlardı ;ancak markizler ve fahişelerde bulunabilirdi bu nitelik." sf17

"İyi baba yoktur ve bu bir kuraldır; ama bu kusur yüzünden erkekler değil, çürümüş babalık bağları suçlanmalıdır. Dünyaya çocuk getirmekten daha iyi ne var, ama bazı çocuklara sahip olmak ne büyük haksızlık! Yaşamış olsaydı ,babam boylu boyunca üzerime çökecek ve ezecekti beni." sf20

"Ölmek herşey değildir; zamanında ölmek gerekir." sf21


"Üstbenim yoktu ama, saldırganlığım da yoktu annem bana aitti. hiç kimse ona sakin bir şekilde sahip oluşuma karşı çıkmıyordu; şiddeti de hıncı da bilmiyordum ;kıskançlık denen o zor öğrenilir şey benim için söz konusu değildi; bu duygunun sertliklerine çarpmamıştım; dolayısıyla da gerçekliği, başlangıçta yalnızca neşeli yanlarıyla tanımıştım. Kime ve neye karşı başkaldıracaktım; bir başkasının kaprisi hiçbir zaman benim yasam olma iddiasında bulunmamıştı." sf 26

"Skandaldan çok korkuyordum; insanları şaşırtmak istiyorsam bunu erdemlerimle yapacaktım. Bu kolay zaferler, aslında iyi olduğuma inandırdı beni; övgülerle karşılaşmam için doğal hareket etmem yeterliydi. Kötü istekler ve düşünceler ,dışarıdan gelir benliğime ulaşınca gevşer ve silikleşirdi; ben kötülüğün boy atamayacağı çorak bir topraktım. Rol yaparak erdemliydim ve dolayısıyla kendimi hiç zorlamıyor ve kısatlamıyordum..."
 sf 27

"Özgürlüğümü elverişli bir göçüp gitmeye, önemimi de hep beklenen bir ölüme borçluydum." sf 29

"Kuşaklar arası çatışmada çocuklar ve ihtiyarlar çoğunlukla aynı safta yer alırlar: Birinciler kehanetler ileri sürer ,ikinciler de bunların anlamını açıklar. Doğa konuşur ve deneyim söylenenleri anlaşılır hale getirir: Yetişkinlerin yapacağı tek şey de çenelerini kapamaktır." sf 29

"Köpekler sevmesini bilir, insanlardan daha şefkatlidirler, daha sadıktırlar nasıl davranmak gerektiğini bilirler ,iyi olanı saptamak ve iyi kişileri kötülerden ayırt etmek konusunda şaşmaz bir içgüdüleri vardır." sf29

"Eğer insan ancak kendi karşıtıyla tanımlanıyorsa, ben et ve kemik olarak tanımlanamazdım ve eğer sevgi ile nefret aynı madalyonun iki yüzüyse ben hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevmiyordum. Güzel bir şeydi bu: Cünkü aynı zamanda hem sevmeyi, hem de hoşa gitmeyi isteyemezsiniz. Hoşa gitmeyi ve sevmeyi de sevilmeyi de isteyemezsiniz." sf 37

"Her insanın doğal bir yeri vardır; gurur da değer de saptamaz onun yüksekliğini ama çocukluk karar verir her şeye." sf 53

"Edebiyatın seyrelmiş hafif havasını yeniden soluyordum, evren ayaklarımın dibinde uzanıyordu ve tek tek alçakgönüllükle, kendine bir ad verilmesini rica ediyordu; ona bir ad vermek, onu hem yaratmak hem de ona sahip olmaktı. Bu temel yanılsama olmasaydı hiçbir zaman yazı yazmazdım ben." sf 54

"Hoşa gitmeyi seviyordum ve kültür içinde yüzmek istiyordum. Her gün kutsallıkla yeniden dolduruyordum kendimi. Bunu kimi zaman üzerinde durmadan yapıyordum. Yüzükoyun yatıp sayfaları çevirmek yetiyordu ;küçük arkadaşlarımın eserleri çoğunlukla bir dua kitabı gibi işime yarıyordu. Aynı zamanda gerçek bir ciddiyet içinde neşelendiğim ve dehşete kapıldığı da oluyordu kimi zaman da dünyadan başka şey olmayan deli bir balinanın sırtında tehlikeli bir hızla kaçtığım da oluyordu. Varın hesaplayın her halükarda! bakışım işliyordu sözcükleri ;onları sınamak anlamlarının ne olduğuna karar vermek gerekiyordu; kültür komedisi uzun vadede kültürlendiriyordu beni." sf63

"Ücretlerin meziyetlerle orantılı olduğuna inanıyordum ve matmazelin meziyetli bir insan olduğu söyleniyordu bana ;öyleyse niçin o kadar az ücret veriyorlardı ona? Bir meslek sahibi olmak saygın ve onurlu olmak demekti ve insan çalışmaktan mutluluk duyardı; öyleyse hayatından sanki tedavi edilemez bir hastalıkmış gibi niçin söz ediyordu ?Onun şikayetlerini anlattığımda büyükbabam gülmeye başlıyordu. Bir erkeğin kendisine istek duyamayacağı kadar çirkindi bu matmazel. Ama ben gülmüyordum. İnsan önceden mahkum edilmiş olarak doğabilir miydi? Doğabilirse bana yalan söylenmişti demek ki ve dünyanın düzeni hoş görülmesi olanaksız bozuklukları gizliyordu içinde." sf71

"Dünya malı, sahibine ne olduğunu yansıtır; oysa bana ne olmadığımı öğretiyordu; durmuş oturmuş ve sürekli değildim ben; çelik üretimi için gerekli de değildim; kısacası ruhum yoktu benim." sf75

"Her zaman neşelisindir, şarkı söyleyip durusun! Neden şikayet edeceksin ki! İstediğin her şeye sahipsin diyordu. "Haklıydı da, şımartılmış bir çocuk hüzünlü olamazdı; onun bir kral gibi canı sıkılabilirdi yalnızca. Ya da bir köpek gibi ."sf 79

"Dünya mal mülküne hiç sahip olmadığım için, onların üstüne yükselmeye daha da güçlü bir eğilim duyuyordum ve içimi rahatlatan yoksulluğumda, adanmış olduğum şeyi zahmet çekmeden bulacaktım.Mistisizm, yerinden edilmiş kişilere ve fazlalık çocuklara çok uygun düşer." sf 84

"Ama benim sevgili küçüğüm, şu yaşında bu tür kitaplar okursa, büyük olduğu zaman ne yapacak ?"Ben de onları yaşayacağım," demiştim ve bu cevap en eksiksiz ve sürekli başarıyı kazanmıştı." sf 90

"Ayna, uzun süredir bildiğim şeyi öğretmişti bana; ben korkunç derecede doğaldım. Bundan hiçbir zaman sıyıramadım kendimi." sf 92

"Kendimi keşfetmeye başlıyordum artık. Ben neredeyse bir hiçtim ya da içeriksiz bir etkinliktim ,ama bundan fazlası da gerekli değildi. Komediden sıyrılıyordum artık. Henüz çalışmıyordum, ama oyun da oynamıyordum ; yalancı, yalanlarını işleyip ortaya koyarak öz hakikatini buluyordu. Yazıdan doğmuştum ben, bundan öncesi yalnızca aynada bir yansımaydı; ilk romanımdan itibaren bir çocuğun aynalar sarayına girmiş olduğunu bilmiştim. Yazarak varoluşuyordum, büyüklerin elinden kurtuluyordum; ama yalnızca yazmak için ben ve ben dediğim zaman bu sözcük, yazan ben anlamına geliyordu." sf 126


"Dil aracılığıyla dünyayı keşfetmek için, dili uzun zaman dünya olarak kabul etmiştim." sf 150

"Karakter özellikleri küçültür insanı; azaplarla beni şan ve şerefe ulaştıracak yüce bağlanımdan başka hiçbir şeye sadık değildim." sf 153

"Sevmesini bilen için, onun en mahrem tedirginliğiydim, ama bana dokunmak isterse ortadan siliniyor ve kayboluyordum. Hiçbir yerde yoktum ve nihayet kendimdim! Her yerdeydim; insanlığın asalağıydım ve iyiliklerim onu kemiriyor ve yokluğumu sürekli olarak yeniden canlandırmakta yükümlü kılıyordu." sf 160

"İnanç derin olduğu zaman bile tam değildir. Onu her zaman desteklemek ya da en azından ,tahrip etmekten kaçınmak gerekir." sf170

"Bir tek yasam vardı benim: Tırmanmak iddialarımı beslemek ve onların aşırılıklarını maskelemek için, ortaklaşa ve genel yaşantıya başvurdum." sf 192

"Dün olduğu için kötü hareket ettim ve bugünüm üzerine ileri süreceğim sert yargıyı sezinliyorum." sf 194

"Kültür hiçbir şeyi ve hiç kimseyi kurtarmaz ,bir şeyi haklı da çıkarmaz .Ama insanın bir ürünüdür o ve insan ona yansıtır kendini ve onun aracılığıyla ve onda kendini görüp tanır ;bu eleştirel ayna insana imgesini gösterir ancak." sf 206





24 Ekim 2012 Çarşamba

BUKET UZUNER-SU






"İnsanların birbirlerini kolayca ve çabucak yargıladığı, kimsenin kimseye ayıracak vaktinin olmadığı, gözlerin sadece bayram etmek için baktığı ,dünyanın bir körler ülkesine dönüştüğü, acının ve sevginin pazarlandığı zamanlarda yaşadığını fark etmek ,hangi yaşta olursa olsun, yaşlanmaya başlamaktır. "sf 21

"Dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir yüzyılında yirmi beş yıl kadar yaşamış biri, cehennemin bu dünyada olduğunu artık öğrenmiş, insanlık tarihi boyunca insanın en büyük düşmanının yalnızca insan olduğunu da çoktan fark etmiş olmalıdır. Hepsi bu kadar!" sf 39

"Kalplerini gülümseme maskesi arkasına saklayarak daha fazla kırılmaktan korumaya çalışanlar, bir gün artık sahiden gülümseyemediklerini fark ederler. Çünkü artık gülüşün gerçek dürtüsünü ve rengini unutmuş böylece yitirmişlerdir. Unuttuklarımızı yitiririz! Ancak daha önce incinmiş olanlar, hüzünlü bir gülüşün arkasına saklanarak güvende olmayı unutma acısına tercih ederler çoğunlukla..." sf 43

"Memleketin yedi bölgesindeki bütün kızlar; ister kendini muhafazakar, ister modern kabul eden, ister insanın dişisine bayan veya açık gezmesine karar verilen ailelerde büyüsünler, sonuçta kızların hepsinin vardığı yer aynıydı; kadının diploması sadece ve sadece bir çeyiz olarak kabul görmekteydi. bir kadının kendine ait mesleği, parası ve hayatı olabileceği, felsefeye, matematiğe ya da şiire adayabileceği düşüncesi Türkiye de Kaf Dağı nın gerçekte var olmasından çok daha ütopikti ." sf 44


"Şamanlığa Asya "da kullandığımız ön Türkçe"de, Kamanlık ,Şaman" a da Kam veya Kaman derlermiş.Kamlar ya da Kamanlar her şeyden önce birer şifacı yani otacı denen bitkilerle ilaç yapan nasıl desem sanki o zamanın eczacılarıymış." sf 56

"Şamanlık Orta Asya "da yaşayan eski Türklerin, Moğolların ve başka birçok kavmin inancıdır. Zamanla bir geleneğe dönüşen Şamanlıkta evren gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç bölümdür... Tektanrılı dinlerden önce Şamanizm "i benimseyen insanlar, bazı doğa güçlerine inanmış, su, hava ,ateş, toprak ağaç gibi öğeleri kutsal saymışlardır. İyi ve kötü güçlerle insanların ilişkilerini Şaman denen saygın bilgeler düzenlerdi." sf 57

"Türkler farklı ad verdikleri Şaman "a daha çok Kaman, Kam derlerdi. Kaman öncelikle kadındır, aydır ,dişildir, daha sonra erkekler de Kam olmuştur. Kamanlar söz sanatında yetenekli, feylesof insanlardır. Ozan has halk şairleridir.
Kam/anlarda atalarından geldiğine inanılan bir özel güç vardır. Bunlar zeki sağduyusu ve algılaması doğuştan güçlü çocuklar arasından seçilir. Bazı araştırmacılar pek çok dahi gibi Kamanların da epilepsisi olduğunu düşünürler. "sf 57

"Türklerin büyük bir kısmı Müslümanlığı ve bazıları da diğer tek tanrılı dinleri kabul edince, İslamiyet" le karşılaşan kaman geleneğinden Alevilik doğmuş derler. Bu yüzden Aleviler ,Kam Kamanlar gibi kadın ve erkek yan yana semah eder ,döne döne dua ederler -miş dedi tane tane ve usul usul ..." sf  60

"Şaman sözcüğü eğer yanlış hatırlamıyorsam, Hintçeden geliyor Batı dillerine de oradan geçiyor diye biliyorum ben. Henüz dünyada İslamiyet yokken 2000 yıl önce Asya"da ve Güney Sibirya"da yaşayan Türkler kendi Şamanlarına hiçbir zaman Şaman dememişler zaten. Başta Hunlar olmak üzere Altaylar, Saha Türkleri Şamanlarına "Kaman" diyorlarmış. Kadın Kamana Udagan olduğu gibi, Özbekler "Baksi", Kazaklarsa "Bahşi" Yakutlar "Oyun", Moğallar "Böğü", Karluk Türkleri "Sagun" derlermiş." sf 62

"Korkaklıklarımıza farklı bahaneler bularak başkalarını suçlamak bizi bir süre rahatlatır. Ancak çoğu zaman artık geç de olsa ölmeden önce mutlaka gerçeği fark ederiz." sf 70

"Uğursuzluk hep başkalarından ve onların davranışlarından kaynaklanıyor sananlar, hayatlarını aslında hiç tanımadıkları bir beden içinde geçirenlerdir." sf 73

"İnsanlar kendilerinden farklı, hızlı ve yetenekli olanlardan korkar, korkunca da bağırır ve çağırırlar, bu sözüm kulağına küpedir, hiç çıkarma." sf 80

"Dünya aradığını çok isteyenin bulmak, az isteyenin şikayet etmek, hiç istemeyeninse seyretmek için zaman harcadığı bir gezegen değil mi?"sf 101

"Yaşam demişti biri, düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir tragedyadır."

"Türk mitolojisinde Hayat Ağacı "nın her yaprağı yeryüzünde yaşayan insanları temsil eder ve göremediğimiz öbür dünyadaki gelecek hayatına denk gelir. Düşen her yaprak onun temsil ettiği kişinin ölümüdür." sf 200

"Aşk insana kalbinin yerini öğretiyor." sf 217

"İnsan kendini aynada görmek istemeyecek kadar çok üzgün olduğunda yüzü onu terk eder ve bazen yıllarca geri dönmez. İnsanlar böyle zamanlarda aynaya baktıklarında kendilerini bulamazlar ve bu hayatlarının en kayıp zamanıdır." sf 224

"Pazartesi güzel gündür ,tazedir, başlangıçtır. Pazartesi ümittir. Pazar kurulmasının hemen ertesi günü olduğundan pazartesi bereketlidir." sf 311

"Beynimizin kullanmadığımız kısmı bizim sayılır mış? Özgürlük böyle soyut bir şey..." sf 325





9 Ekim 2012 Salı

VİRGİNA WOOLF-KENDİNE AİT BİR ODA




"Düşünce -hak ettiğinden daha gurur verici bir addı..."sf 7

"Kurmaca olgulara bağlı kalmadır, olgular ne kadar sahiyse kurmaca da o kadar iyi olur. "sf19

"İyi bir yemek yememişseniz iyi düşünemez,iyi sevemez ,iyi uyuyamazsınız."sf 22

"Hayatın keyifli yanlarının beklenmesi gerek." sf 24

"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler , büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı.Böyle bir güç olmasaydı dünya bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu.Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı.Hala geyiklerin iskeletleriyle kırık koyun kemiklerinin birbirine sürter,çakmaktaşı verip koyun derisi ya da gelişmemiş zevkimizi hangi basit süs eşyası tatmin edecekse onu alırdık.. Çar ve Kazer ne taç giyerler , ne de tahttan inerlerdi.Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar,bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir.İşte bu yüzden Napoleon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcılardırlar,eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor.Ayrıca erkeklerin,kadının eleştirisi karşısında ne kadar tedirgin olduklarını aynı eleştiriyi yapan bir erkeğin varabileceğinden daha fazla acı vermeden erkeği daha çok öfkelendirmeden kadının, bu kitap kötü ,şu resim zayıf filan demesinin nasıl olanaksız olduğunu da açıklamaya yarıyor. Çünkü eğer kadın gerçeği söylemeye başlarsa aynadaki görüntü büzülür; erkek hayata uyum sağlayamaz olur. Kahvaltıda ve akşam yemeğinde kendini olduğundan bir kat daha büyük görmezse hükümler vermeye, vahşileri uygarlaştırmaya ,yasalar koymaya ,kitaplar yazmaya ,süslenip ziyafetlerde nutuk çekmeye nasıl devam eder." sf41

"Kadınlık himaye edilen bir meşguliyet olmaktan çıkınca her şey olabilir, diye düşündüm evimin kapısını açarken." sf46

"Görünüşe göre her iki erkekten birinin elinden şiir ya da sone yazmak gelirken neden hiçbir kadının edebiyatın o olağanüstü türünde tek bir kelime bile yazmadığı bugüne dek yanıtı bulunamamış bir muammadır." sf47

"Evlenecekleri kişiyi seçmek hala üst ve orta tabakadan kadınlara tanınan bir ayrıcalıktı, kocanın kim olduğu tayin edildikten sonra erkek ,kadının sahibi ve efendisi olurdu en azından yasalar ve gelenekler elverdiği kadar." sf48

"Kediler cennete gitmez.Kadınlar Shakespeare in oyunlarını yazamaz." sf 52

"Demek ki on altıncı yüzyılda şairlik yeteneğiyle dünyaya gelen o kadın mutsuz bir kadındı,kendisiyle mücadele eden bir kadındı.Hayatının bütün koşulları ,bütün içgüdüleri,beynin içinde ne varsa serbest bırakmak için ihtiyaç duyulan ruh haline düşmandı." sf57

"Dünya insanlardan şiir, roman ve öykü yazmalarını istemez; bunlara ihtiyacı yoktur."

"İstersen yaz,umurumda değil "demiyordu.Dünya kaba kaba gülerek.Yazmak mı ?diyordu. Yazman ne işe yarıyor." sf 59

"Erkeklerin görüşü öyle büyük yer kaplıyor ki kadından entellektüel bir şey beklenemezdi.Babaları bu görüşleri yüksek sesle okumasa bile her kız bunu kendi kendine okuyabilirdi ;on dokuzuncu yüzyılda bile bunları okuyunca kızların hevesi kırılır , işlerine yansırdı herhalde.Sürekli şunu yapamazsın,bunu beceremezsin türünden iddialara göğüs germek , onlarla baş etmek zorunda olurlardı."sf 60

"...taşın taşla ilişkisi kurmaz biçimi insanın insanla ilişkisi kurar.Bu yüzden bir romana içimizde her türlü zıt ve birbiriyle çelişkili duyguları uyandırır.Hayat,hayat olmayan bir şeyle çelişir.Bu yüzden romanlar konusunda uzlaşmakta zorlanırız,kişisel önyargılarımızın üzerimizdeki etkisi bu yüzden büyüktür." sf78

"Başarı kişiyi çaba göstermeye sevk eder; alışkanlık da başarıyı kolaylaştırır.' Bu bur erkek cümlesidir."sf83


"Erkeği ; basit bir konuşmada bile öyle doğal bir görüş farklılığı ortaya çıkacaktır ki erkeğin içindeki kurumuş fikirler yeniden döllenecektir; kadını, kendisininkinden farklı bir ortamda bir şeyler yaratırken görmek erkeğin yaratıcılığını öylesine hızlandıracaktır ki kısır zihni yavaş yavaş yeniden palan yapmaya başlayacak ve erkek şapkasını başına oturtup kadının yanına gelmeden önce ekik olan cümleyi ya da sahneyi bulacaktır.Her Johnson ın kendi Thrale i vardır, ve bunun gibi nedenler yüzünden o kadına sıkı sıkı sarılır.Thrale İtalyan müzik üstadıyla evlenince Johnson öfkeden ve nefretten deliye döner adeta,sadece Streatham deki güzel akşamları özleyeceği için değil, hayatının ışığı sönmüş gibi olacağı için."sf94

"Ancak kadınların yaratıcılığı erkeklerinkinden çok farklıdır.Asırlar süren çok katı bir disiplin sonunda kazanılmıştır,yerini de hiçbir şey alamaz, bu yüzden eğer engellenirse ya da ziyan edilirse çok yazık olur,diye düşünürüz.Kadınlar erkekler gibi yazsalardı ya da erkekler gibi yaşasalardı,onlar gibi görünselerdi çok yazık olurdu,dünyanın ne kadar geniş ve çeşitli olduğunu düşünürsek,iki cins bile pek yetersiz kaldığına göre sadece tek bir cinsle nasıl idare edebilirdik?" sf 95

"Her şeyden önce kendi ruhunu aydınlatacaksın,bütün derinliklerini ,sığ yüzeylerini ,ruhundaki  kibri ve cömertliği;ve sonra kendi güzelliğinin ya da gösterişsizliğinin sana ne ifade ettiğini anlatacaksın ;zemini suni mermer kaplı , giyim malzemesi satılan çarşılarda eczacıların şişelerden sızan hafif kokuların sürekli değişen ve dönen dünyasıyla nasıl bir ilişkin olduğunu söyleyeceksin."sf 97

"Lanet etmek için durursan yolunu kaybedersin deni ona;gülmek için durursan da.Tereddüt edersen ya da beceremezsen işin biter.sadece atlayışı düşün,diye yalvardım ona ,sanki bütün paramı ona yatırmışım gibi; o da kuş gibi tekrarladı dediklerimi,Ama ilkinin ötesinde bir çit daha vardı ,onun da ötesinde bir tane daha."sf102

"İnsanın zihninde kadınla erkek arasında bir işbirliği oluşmalıdır ki yaratıcılık tamamlanabilsin.Zıtlıkların ,evliliği tamamlanmalıdır.Yazarın deneyimlerini size kusursuz bir bütünlük içinde aktardığı duygusunu edinebilmemiz için zihnin tamamı apaçık serilmelidir önümüze.Hem özgürlük olmalıdır hem de huzur.Ne bir tekerlek gıcırdamalı ne de bir ışık parlamadır.Perdeler sımsıkı kapatılmalıdır.Deneyimi tamamlanınca yazar sırtüstü yatmalı ve zihninin düğününü karanlıkta kutlamasına izin vermelidir,diye düşündüm.Bakmamalıdır neler yapıldığını sormamalıdır.Bunun yerine bir gülün yapraklarını yolmalı ya da nehirde sakince yüzen kuğuları seyretmelidir."sf113


4 Ekim 2012 Perşembe

JEAN CHRİSTOPHE GRANGE- TAŞ MECLİSİ




"Paleopatoloji: ne olduğunu biliyor musunuz ?
- Arkeolojide kullanılan bir yöntemdir .Bu yöntemde bir mumya ya da başka organik kalıntılar scanner a İRM cihazına ya da herhangi bir görüntüleme aygıtına yerleştirilir, zarar görmeden bileşimleri belirlenmeye çalışılır. Bu sayede binlerce yıl önce ölmüş insanların cesetlerini görüntü yoluyla otopsiden geçirmek mümkündür." sf 84

"Palimpsestus nedir, bilir misiniz?"
-...Ortaçağ keşişlerinin üzerine yeni metinler yazmak için kazıdıkları Eskiçağ parşömenleri." sf100

"Dövüş tekniklerinden biri de rakibinin hamlesini ona karşı kullanmaktır. Kadının saldırganlığını yatıştırmak için duyarlı tele dokunmaya karar verdi ."sf 105

Ben bilinçaltınızdan söz ediyorum. Sizden bazı bilgileri saklayan bilinçaltınızdan. Eğer ona kendini savunacak silahlar verirseniz,inanın bana silahları kullanacaktır." sf161

"Hipnoz çok güçlü bir konsantrasyon seansından başka bir şey değil. Birlikte dikkat yeteneğinize hakim olabilecek fiziksel duygularınıza -örneğin kan dolaşımınıza- değineceğiz. O duyguların dışında her şeyi unutacaksınız. Çevrenizi çok uzaktan algılar olacaksınız.Böylesi bir "bağ koparma" günlük hayatta da yaşanır. Örneğin bütün dikkatinizi bir dosyanın incelenmesine verdiğinizde aklınız çalışmanızın emrine girer.Bir böcek gelip sizi sokar farkına bile varmazsınız. Bedensel yıkıma uğranılan dini törenlerde de karşılaşılır bu durumla. Beyin acı mesajını "alamaz bir süre sonra"." sf161

"Bilinçaltının engellerini bu hipnoz durumu sayesinde mi kaldırıyorsunuz?
evet çünkü savunma hatları kuran, bilinçaltı değil bizzat, bilincin kendisidir ama belirli bir konsantrasyona eriştiğimizde artık mantık kapısını kullanmayız. Her şey hipnotizmacı ile kişinin bilinçaltı arasında özel bir ilişkiye dönüşür."sf 162

"İki çeşit etnolog vardır, Madam. Bir etnik grubun ruhsal görüntülerini tümüyle psikolojik açıdan inceleyenler bu türden etnologlar için şaman güçler, sahip olunan yeteneklerden ve isteri, şizofreni gibi basit akıl sapkınlıklarından başka bir şey değildir. Aralarında benim de bulunduğum ikinci grup etnologlar içinse, böylesi olaylar, adını taşıdıkları güçlerin görüntüsüdür. Yani ruhların görüntüsü."  sf 188

psikolojik yeteneklerimizin gelişmesi yolundaki en önemli engelin önyargılarımız olduğu. Kuşkuculuk ,maddecilik, kayıtsızlık aklımıza zarar veren, gücünü kullanmasını önleyen gerçek birer kirlilik gibi görülmeli bence. Gücünden emin olmayan bir sporcu ,yarışa yenik başlar. Bilincimiz kesinlikle aynı biçimde işler. Kuşkucu biri kendi zihinsel yeteneklerine erişemez." sf190

"... taygada, tören dümbelekleri sadece yıldırım çarpmış ağaçlardan oyulur." sf350

"Yuva hep kozmosla temas edebilsin diye,moğol çadırlarının tepesi açık olur." sf 356

"Seksle ilgili davranışları, bir insanın en derinlerindeki ruh halini ortaya çıkarır hep. Bu büyücü yamakları da kurala uyuyorlardı. Diane artık emindi bundan; bu insanlar tutkuya kapıldıklarında bazı hayvanların davranışlarını benimsiyorlardı." sf 388

"KARTAL : her şeyi gören bir kuş.  Tüp biçimindeki gözleri sayesinde, gördüklerini inanılmaz boyutlarda büyütebiliyor.Ormanın yüz metre üzerinden uçarken, dikkatini minicik bir kemirgenin üzerinde öylesine toplayabiliyor ki,o küçük  hayvan tüm gözünü kaplıyor. Kartal bunu yaparken, bir başka mucizeyi de gerçekleştirebiliyor; gözlerini iki değişik yöne çevirebiliyor. Tam önündeki hedefine bakarken,aynı zamanda da pençelerinin doğrultusunu ayarlayıp, kapma hareketine hazırlanabiliyor.
O sırada kanatları -açıldığında yaklaşık üç metre- süzülmesine yardımcı oluyor. Kartal avının üzerine saatte seksen kilometrelik bir hızla inerken ,avının tepesine ulaştığında, saniyenin çok kısa bir bölümünde yavaşlayabiliyor, hiç bir ses çıkarmadan, yürüyen bir adamın adımlarının hızına inebiliyor. Kurbanı öldüğünü bile hissetmiyor.Daha irkilip sıçrayacak zaman bulamadan gaga ve pençeler vücuduna gömülüyor.
Kartalın tek zaafı ,ışığa bağımlı olması.Gözünün aşırı derinliği görüş alanını karartıyor, böylelikle sadece tam aydınlıkta görebiliyor kısacası kartal gün ışığında saldırıyor. Güneşin batmaya başlamasıyla birlikte, kartalın av zamanı da sona eriyor. Pek güçlü bir teselli değil bu. Çünkü o ana kadar hiç kimse ya da hiçbir şey gözünden kaçamaz.
 KURT :kartalın tam tersine,gece, kurdun güç alanını, öncelikli bölgesini oluşturuyor. Kurdun gözleri sadece tek renkli bölgesini oluşturuyor. Kurdun gözleri sadece tek renkli bir görüntü algılamakla birlikte, çok daha önemli bir özelliğe sahip; Retina üzerinde, tam karanlıkta bile kusursuz bir görme yeteneği sağlayan özel bir dokuya ya da Tapetum lusidum a sahip .Böylelikle kurt, olağanüstü bir hareket algılama yeteneğine de sahiptir. Bir kilometreden bir el hareketini görebilir ,hatta gerginlik belirtilerini bile sezebilir. En küçük korku ,güçsüzlük belirtisi saldırı dürtüsünü harekete geçirir. Tabii aynı anda ter ya da daha doğrusu korkudan kaynaklanan kokuların möleküllerini değerlendirmesine imkan veren koku alma yeteneğini saymazsak.

AYI: neredeyse hiçbir şey görmez, kulağı da duyarlı falan değil. Ne var ki koku alma yeteneği benzersiz kokuları algıladığı  mukozanın boyutları, insanınkinin en az yüz katı. Boz ayı sadece kokuya dayanarak üç yüz kilometre öteden yolunu bulur ya da bir selin sularında yüzerken, rüzgarın taşıdığı belli belirsiz bir kokuyu izleyebilir.
 Ne var ki ayının başlıca korkutuculuğu başka bir özelliğinden kısacası gücünden kaynaklanır. Boz ayı dünyanın en güçlü hayvanıdır. Bir pencerede bir geyiğin bel kemiğini kırabilen ya da çenesiyle bir karibunun kemiklerini parçalayabilen ayı, her hayvanın kaçınması gereken bir düşmandır. Yalnız yaşayan, yüzünden hiçbir şey anlaşılmayacak kadar toplumsal davranışlara uzak bir hayvan. Kendi bölgesine egemen olmaya alışkın, kendi hemcinslerinden başka hiçbir yaratıktan çekinmeyen,güçlü ,acımasız, karşı konulmaz bir canavar. Bunu en iyi dişileri bilir. Her bahar yavruları yememesi için erkekleriyle dövüşmeleri gerekir."